“Yeni Türkiye” İçin Daha Neler Gerekiyor

0

Yeni bir rejim kurmak, yeni bir tarih yazmayı, yeni bir kültür, egemen söylem, ideoloji, paradigma yaratmayı zorunlu kılar. Yeni rejim için, yeni insan, yeni toplum şarttır. Sadece iktidar partisini, ana akım medyayı, bürokrasiyi, üniversiteyi, iş dünyasını, yargıyı ele geçirmek, dönüştürmek yetmez. Muhalefeti de, sendikaları da denetlemek, şekillendirmek gerekir. Yandaş medya yetmez. Muhalif medyayı da biçimlendirmek şarttır. Bunun bir kısmı sıfırdan yaratılır. Bir kısmı öteki taraftan, diğer cenahtan, rakip kulvardan, muhalif cepheden parayla satın alınarak, mevki ve makamla devşirilerek kandırılır. İç dinamiklerin yetersiz kaldığı evrede, dış dinamikler devreye sokulur. Türkiye’de de olan budur. Çünkü Türkiye gibi büyük, kalabalık, tarihsel birikimi zengin, toplum yapısı karmaşık, jeopolitik ve stratejik değeri yüksek bir ülke, sadece sandık toplamıyla, sayısal çoğunlukla yönetilemez. Siyasal ve kültürel hegemonya kurmak da gerekir.

Okullarda, üniversitelerde, medyada, yargıda, iş dünyasında bunu yaşıyoruz yıllardır. Muhalefetin, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt, adaş, anlamdaş olan gazetenin, adının önünde devrimci yazan, bir zamanların en saygın, en güçlü sendikasının ve daha pek çok kurumun değişip, dönüşmesine bu açıdan bakmak gerekiyor. “Yeni Osmanlıcılık”, “Yeni Türkiye” ve “İleri Demokrasi” için, nasıl yeni anayasa, başkanlık rejimi, federasyon şart ise buna uygun yeni muhalefet, yeni medya, yeni iş dünyası, yeni ordu da şart. “Yeni CHP” söylemini, medyadaki el değiştirmeleri, sektöre yeni giren patronları, TÜSİAD’ın içler acısı halini, onun yerini alan, yükselen yeni burjuvaziyi, ciheti askeriyenin durumunu, bu açıdan değerlendirmek zorunlu.

EMPERYALİZMİN YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİ…

Halkımız; Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk Milleti’ne “yapay devlet”, “suni millet”, “zorla oluşturulmuş kimlik” diyen AB temsilcileri, K. Fogg, C. Roth, G. Verheugen, J. Lagendijk gibi küstah Avrupalı siyasetçiler gördü. Onların Türkiye’deki yakın dostlarını yakından biliyor. Radikal ve Taraf gazetelerinden, “yetmez ama evet”, “özür diliyoruz.com” kampanyalarından, akil adam listelerinden anımsıyor. Kürtçülerin, ikinci cumhuriyetçilerin, sol liberallerin, İslamcıların akıl hocalığını yapan Alman, İngiliz, Fransız, ABD istihbaratçılarının sözlerine alışkın. İktidarının ilk 5 – 6 yılında bunlarla içli dışlı olan mevcut siyasi heyetin de, anayasadan Türk tanımını, Türk Milleti kavramını çıkarmak istemesine alışıyor şimdilerde. Cumhuriyet için “parantez” diyen, “ulus devletle hesaplaşmalıyız” şeklinde konuşan, Cumhuriyet’i kuranlara “iki ayyaş” diye hakaret edenler, TBMM’de Atatürk’ün mareşal üniformalı resmine tahammül edemeyenler, “Cumhuriyet travma yarattı, enkaz bıraktı” şeklinde saçmalayanlar, “Kurtuluş Savaşı yoktur, Milli Mücadele yalandır, yapılan basit bir Türk–Yunan muharebesidir” diye zırvalayanlar, hatta mecliste odasının duvarındaki Atatürk resmini indirip, çöp tenekesinin yanına koyanlar, artık her yerde. AB’nin, Atatürk rejimlerine olan alerjisini savunurken, hızını alamayıp, “Bu adamın resimlerini duvardan indirin” diye açıklama yapan liberallere, Türkiye’de iktisat profesörü, sosyolog, siyaset bilimci, gazete başyazarı diyorlar. A. Yayla’dan M. Altan’a, A. Tan’dan A. Nazlıaka’ya, Altan biraderlerden H. Cemal’e, C.  Çandar’dan H. Berktay’a, N. Göle’den F. Keyman’a çokturlar. Cehalet ve gaflet; medyada, üniversitelerde, siyasette örgütlü ve kurumsaldır. Oralardan yayılır topluma.

Çanakkale Harbi’nden başlayarak Milli Mücadele ile oluşmaya başlayan, Cumhuriyet ile kurumsallaşan millet ve yurttaş kimliğinin yerine feodal aidiyetleri, Ortaçağ kalıntısı mensubiyetleri, etnik, dinsel, mezhepsel bağları savunanlar, sadece İslamcılık, Sünnicilik, Osmanlıcılık adına yapmıyorlar bu işi. Projenin arkasında emperyalizm var asıl. Bizdekiler piyon. Hemşericilik üzerinden, Alevicilik üzerinden, Kürtçülük üzerinden bu tuzağa düşüp, bunu solculuk, devrimcilik, sosyalistlik, ilericilik sanan cahiller de çok. Sonuçta hepsi aynı kapıya çıkıyorlar. Aynı emperyalist programın hizmetindeler. Yugoslavya’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaşananlardan ders almıyorlar. Batılı istihbarat örgütlerinin mali desteği, gazete köşeleri, üniversite kürsüleri, meclisteki koltuklar, yerli – yabancı vakıflara yazdıkları raporlardan gelen paralar tatlı geliyor bunlara.

MEZHEPÇİLİK YAPANLAR KİMİN HİZMETİNDE

Eskinin hızlı komünisti, günümüzün arsız liberali olanlar, emperyalizme karşı mücadeleyi, “gericilik, ırkçılık, milliyetçilik” olarak tanımlıyorlar. Üçüncü dünyayı savunmayı, “geri kafalılık” olarak görüyorlar. Utanmadan, emperyalizmi övüyor, ileri teknoloji, İngilizce eğitim yapan kolej, hızlı tren getirdiğini söylüyorlar. Sınıfsal çelişkiyi Müslüman patronun himmetiyle çözüyorlar. Feodalizmden kaynaklanan sorunları hacı ağanın, dini bütün şeyhin, namazında niyazında marabanın iyi niyetiyle aşmayı öneriyorlar. Siyasal, toplumsal, ekonomik sorunların çözümünü kanaat önderlerinde, Batı destekli sivil toplum kuruluşlarında, tarikat, cemaat liderlerinde arıyorlar. Mele’ler, aşiret reisleri, Kürt feodalleri, toprak ağaları, Alevi dedeleri, Şii imamları ile Kürt açılımı, yeni anayasa, başkanlık rejimi muhabbeti yapan bu nasihat heyetleri iktidara yakın ama itibardan uzaklar.

Ülkemizin sorunlarının çözümü, feodalizmden geçmez. Kavga; Cumhuriyet’in laikliği, uygarlığı, halkçılığı, aydınlanmacılığı desteklenerek verilir. Mücadele; eşitlikçiliği, kamuculuğu, toplumculuğu, bütünleştiriciliği sahiplenerek yükseltilir. Savaşım; devletçiliğe sahip çıkan, emperyalizm ve kapitalizm karşıtı devrimci bir siyasetten geçer. O nedenle bıkıp usanmadan anımsatmak gerekir: Türkiye, 1991’de Irak’ın işgalinde, Irak’tan sonra, sadece siyasi açıdan değil iktisadi açıdan da en çok kaybeden ülke oldu. Suriye’de de aynı durum söz konusu. Cumhuriyet’in dış politikasını “pısırık, korkak, içe dönük, tutucu, tarihi bağlardan kopuk” diyerek küçümseyen “stratejik derinlik”, hüsrana uğradı. Çözdüğü tek bir sorun, tek bir anlaşmazlık yok. Yenilerini ilave etti, o kadar.

BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKANIN SONUÇLARI

Birkaç soru soralım: Sonuçsuz kalan Ermenistan açılımını yapıp Azerbaycan’la ilişkileri geren kim? Ege’de 16 tanesi ada statüsünde, 152 adet kara parçasını Yunanistan’a terk eden kim? Atatürk ve İsmet Paşa’ya Musul ve adalar üzerinden çullananlar, neyi örtmeyi amaçlıyor? Suriye, İran, Irak, Rusya, Libya, Mısır, İsrail siyasetinde hangi başarı söz konusu? AB’nin Türkiye’yi almayacağını bile bile daha büyük ödün veren kim? Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın uyarılarına rağmen, Annan Planı’nı destekleyen kim? Komşularla sıfır sorun ne oldu? Rusya lideri Putin’e, “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne al, AB üyeliğinden vazgeçelim” diyen kim? Şimdi Rusya’yla ilişkiler ne alemde? Tapulu arazisi olan Süleyman Şah Türbesi’ni koruyamayan, Musul’da başkonsolosluğunu koruyamayan, IŞİD’in basıp, başkonsolos dahil 49 kişiyi 101 gün boyunca rehin almasını engelleyemeyen kim? Sınırları kevgire dönen Türkiye’nin, bölgesel aktör olduğunu öne süren kim? Açılım sürecinde, terör örgütü PKK ve onun meclisteki uzantısıyla görüşüp, anlaşıp, Dolmabahçe’de uzlaşıp, açılım bitince PKK aleyhinde atıp tutan kim? Terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD’yi Suriye’de Esad’a karşı savaşması için ikna etmeye çalışan, PKK lideriyle Ankara’da defalarca görüşen, açılım bitince PYD’nin terör örgütü olduğunu hatırlayan ve ABD başta olmak üzere batıdan da PYD’yle ilişkilerini kesmesini isteyen kim?

Bu soruların yanıtı basittir: Süleyman Şah Türbesi’ni, anlaşmalarla Türk toprağı sayılan bir karakol ve türbeyi, IŞİD’in denetlediği bölgeden alelacele, apar topar, Türkiye sınırına çok yakın ve terör örgütü PKK’nın denetlediği bir yere taşımak, başarı değildir. İsrail’i korumak için Malatya Kürecik’e füze kalkanı radarı yerleştirmek, bu nedenle İran’la ilişkileri germek, başarı değildir. Rus uçağını düşürüp, hemen sonra NATO ve ABD’nin kapısını çalmak, sonra “Bugün olsa bugün yine düşürürüz” demek, sıkışınca, “Rus uçağı olduğunu bilseydik, başka türlü davranırdık” diye ağız değiştirmek, sonuna da  “Biz düşürmedik, Fethullahçı pilot düşürdü” demek, başarı değildir. Büyük devlet, kamu kurumlarından, Ziraat Bankası’ndan, kendi adının kısaltması olan T.C’yi silmez. Büyük devlet, kendi anayasasından, devlete adını veren milletinin adını çıkarmaz. Büyük devlet, kendi ordusuna karşı, ABD ve dünkü ortağı cemaatle birlikte kumpas kurmaz. Büyük devlet, ABD’nin Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e uzanan Kürt koridoru projesine, Kürdistan projesine, bunların çatı projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’ne destek vermez. Büyük devletin lideri BOP eş başkanı olmakla övünmez.

Ana Fikir: “Diyarbakır’ı Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bir yıldız yapacağız” demek, gerçekte Diyarbakır’ı Kürt devletinin başkenti yapmak demektir. Bölge ülkeleriyle gerginlik yaşayıp, ABD’nin Irak ve Suriye’yi bölme planını desteklemek, özünde Türkiye’yi bölmektir. Irak ve Suriye’yi bölen emperyalizmin, Türkiye’yi bölmeyeceğini düşünmek için ise cehalet yetmez, fazlası gerekir.

Paylaş

Yazar Hakkında

Barış Doster

Yorum yapabilirisiniz

1 × one =