Yeni Osmanlıcılık Arayışları

0

Türkiye Cumhuriyetinde normal gelişim süreci devam edip giderken, son yıllarda  bir “Yeni Osmanlı “ kavramı  öne çıkarılarak, bu doğrultuda bazı girişimlerin ve tartışmaların birbiri ardı sıra  gündeme getirildiği yeni bir aşamadan geçilmektedir. Eski dönemde var olmayan böylesine bir yeni yaklaşımın  giderek  Osmanlı dönemine doğru yönlendirildiği yeni  aşamada, Türkiye  cumhuriyeti  kuruluşundan bu yana geçen yaklaşık bir yüzyıllık dönemde  hiç de alışık olmadığı bir  çıkmaz  ile karşı karşıya kalmıştır. Cumhuriyet rejimi devam ederken ve Türk ulusu cumhuriyet devletinin çatısı altında yaşamını sürdürürken, neredeyse cumhuriyet rejimini inkar edecek düzeyde bir Osmanlıcılık arayışı  giderek, cumhuriyet düzeni  karşısına alacak bir derecede gelişerek  toplumu ve devlet düzenini derinlerden etkilemeye başlamıştır. Yeni kuşaklar gençliğin heyecanı ile böylesine bir tartışma ortamının etkisi altında kalırken  ve   onların  giderek cumhuriyete sahip çıkması gereken  toplumsal güçler olmaları  beklenirken, Türk toplumunun geleceğini  din baskısının egemen olduğu orta çağ   döneminin karanlıklarında  aramaya yönlendirilmişlerdir. Yaşanmakta olan yeni uluslar arası konjonktürün etkileriyle gündeme gelen böylesine bir postmodern  geriye dönüş hareketi, Türkiye Cumhuriyetinin  bağımsız geleceğini etkileyecek bir  düzeyde  bugünün siyasetinin ana akımlarından  birisi haline gelmiştir.

Yeni  Osmanlıcılık hareketini anlayabilmek için öncelikle  Osmanlıcılık  kavramını   ve bu kavramın kaynaklanmış olduğu Osmanlı İmparatorluğu  gibi bir devlet modelinin dünya tarihi içinde nasıl ortaya çıktığını iyi bilmek gerekmektedir. Gerçek adı  büyük  devlet anlamında  “Devleti Aliye “  olan Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın jeopolitik merkezinde  yedi asır sürmüş olan bir hükümranlığın  adıdır. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinden gelen  Türkmen kavimlerinin göçleri  Selçuklu İmparatorluğu döneminde ön Asya ülkelerini  Türkleştirmiş ve daha sonraları da  bu yapılanmanın içinden çıkan Osmanlı beyliği giderek büyümüş, zamanla   içinden çıktığı Anadolu yarımadasından hareket ederek Asya’nın ortaları ile Avrupa’nın ortaları arasında bir büyük merkezi imparatorluğun  sahibi olmuştur. Bir çok ülkeyi sınırları içinde barındırdığı için çok uluslu bir imparatorluk yapısına sahip olan Osmanlı devleti  üç kıta ortasında yer alan merkezi bölgenin güvenliğini sağlama doğrultusunda  hareket ederken  yedi yüzyıl sürekli olarak savaşmak zorunda kalmış ve bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar yüzünden de  yıkılıp gitmekten kurtulamamıştır. Osmanlı Devleti, batı ülkelerindeki modern gelişmeleri izleyemediği için geri kalmış, ekonomik olarak dışa bağımlı bir yarı sömürge durumuna düştükten sonra da hızlı bir çöküşe sürüklenerek,  Birinci Dünya savaşı sürecinde tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmıştır. Orta çağın ortalarında kurularak modern çağların içerisinde gelişen Osmanlı İmparatorluğu  Birinci dünya savaşı sonrasında artık yoluna devam

Genç Türk Devletinin Ortaya Çıkışı

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra  bu devletin topraklarında  yirmiden fazla devlet kurulmuştur. İmparatorluğun merkez ülkesi olan Anadolu yarımadasında  ise, Osmanlı ahalisi  Misakı Milli sınırları içerisinde  bir ulusal kurtuluş savaşı vererek  bağımsız bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Asya’dan gelen Türk kavimlerinin merkezi alanda kurmuş olduğu bir Türk İmparatorluğu olarak Osmanlı devleti yola devam edemediği için yıkılmış ve yirminci yüzyıl dünyasında, bu eski imparatorluğu merkez topraklarında genç bir cumhuriyet, çağdaş bir devlet yapılanması olarak ortaya çıkmıştır. Böylesine bir tarihsel dönüşüm yaşandığı için  bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu sonrasının yeni devlet modeli olarak dünya haritasındaki yerini almıştır. Osmanlı  devletinin yıkılmasında  dış etkenler olduğu gibi iç etkenler de  önemli yansımalar yaratmıştır. Devletin çöktüğünü gören  vatansever güçler ayakta kalabilmek için  örgütlenerek  yıkılan orta çağ yapılı bir büyük devletin yerine, çağdaş boyutlara sahip orta boy   bir modern devleti   kökten devrimci  bir atılım yaparak  kurmayı başarmışlardır. Bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti bir anlamda  Osmanlı devletinin  mirasçısı olarak yerini alan bir siyasal yapılanmadır. Bu nedenle de, imparatorluk ve cumhuriyet devletleri arasında bir   karşıtlık bulunmaktadır. Cumhuriyet devleti imparatorluk devletinin yerine kurulduğu için  tarihsel bir süreklilik söz konusudur. Her iki dönem açısından konuya bakıldığı zaman birbirine karşıt bir çizgide arayışların aynı ülkede  gündeme geldiği

Türkiye Cumhuriyeti  bir zorunluluk olarak tarih sahnesine çıkarken, kendisini uluslarası alanda kabul ettirmiştir.  Osmanlı hanedanının yerini Türk ulusu alırken, siyasal rejim de tek kişi egemenliğinden çıkarak bütün bir ulusun ortak yönetimine dönüşüyordu. Böylesine bir nöbet değişiminin bulunduğu iki rejim arasında tarihten gelen rekabet bir anlamda birbirlerinin inkarını da ortaya çıkarıyordu. Osmanlı yönetimini isteyenler Türklüğe ve Türk devletine karşı çıkarken, Türkiye Cumhuriyetinden yana olanlar da  hem Osmanlı hanedanına hem de  çağ dışı kalmış  ve çürümüş bir imparatorluk devleti düzenine karşı çıkıyorlardı . Tarihsel açıdan birbirlerinin devamı olan iki rejim modelinin aynı zamanda bir arada bulunmaları aradaki karşıtlık yüzünden düşünülemediğinden,   imparatorluk döneminde cumhuriyetçiler, cumhuriyet döneminde de  imparatorlukçular rejim karşıtı olmakla suçlanmışlardır . Bu iki rejim birbirlerinin alternatifi haline gelirken ,birlikte var olmanın imkansızlığını ortaya  koymuşlar, hem uygulamada hem de teoride  birbirlerinin karşıtı akımlar olarak etkinlik sağlayabilmişlerdir. Aynı bölgede ve  topraklar üzerinde kurulmuş olan imparatorluk ve cumhuriyet devletleri   zamanla  birbirlerinin alternatifi

Ortadoğu siyasi yapısında değişiklikler 

Batılı emperyalistlerin  merkezi coğrafyaya egemen olabilme doğrultusundaki   projelerini anlayabilmek için  Osmanlı dönemini iyi anlamak ve günümüz açısından yeniden değerlendirmek gerekmektedir. O dönemde merkezi alan boşluğunun doldurulabilmesi için  Türk kavimleri  Orta Doğu bölgelerine  gelerek  yerleştikleri gibi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında  İngilizler ve Fransızlar merkezi coğrafyaya gelerek  yerleşmişler bunu takiben de İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikalılar ile İsrail’liler  gene bu bölgeye gelmişlerdir. ABD ve İsrail  bölgeye geldikten sonra kendi planlarını uygulamaya başlamışlar ve burada daha önceleri kurulmuş olan İngiliz-Fransız  düzenini ortadan kaldırmaya yönelmişlerdir . Osmanlı İmparatorluğunun çekildiği topraklara gelerek buraları kendi sömürgelerine  dönüştüren Atlantikçi  batılı  güçler ,bu coğrafyada yeni bir Türk , Arap ya da İslam  imparatorluğu kurulmasını önleme doğrultusunda  çaba gösterirlerken , aynı zamanda Rusya’nın güneye inmesini ya da Almanya’nın doğuya açılmasını  ve  Asya’nın doğulu büyük devletlerinin Orta Doğu bölgesine gelmelerini  önleme doğrultusunda da ,merkezi alandaki otorite boşluğunu ortadan kaldırmak  amacıyla  Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail ve de Yakın Doğu Konfederasyonu gibi projeler ile eski Osmanlı hinterlandını kendi kontrolları altında  tutabilmeyi hedeflemişlerdir . Tek tanrılı  dinlerin ortaya çıktığı kutsal toprakların merkezinde yer aldığı  eski Osmanlı bölgesi dünya hegemonya savaşının çekişme alanı olarak öne çıktığı için , batılı proje sahibi emperyalistler  ya da Siyonistler  Yeni Osmanlıcılık akımının arkasına gizlenerek , kendi projelerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda  eskisi gibi saldırgan tutumlarını sürdürebilmektedirler . Bu  nedenle ,Yeni Osmanlıcılık bir anlamda gerçek emperyal savaşların gizlenmesinde  ya da hedef şaşırtarak  kamu oyunun emperyal saldırganlıklara karşı direnişlerinin kırılmasında  kullanılmaktadır . Bu yönü ile samimi Türk insanı ya da eski Osmanlı ailelerinin uzantısı olan  Müslüman kesimler  yeniden Osmanlı dönemine yönlendirilerek  , emperyal ya da Siyonist  girişimlere alet edilmekte  ve halk kitleleri Yeni  Osmanlı masalları ile uyutulmaktadır.

Fransa’dan  kaynaklanan milliyetçilik akımları bütün Avrupa devletlerini alt üst ederken ve  devlet yapıları krallık ya da imparatorluklardan  ulus devlet yapılanmasına doğru  dönüştürülürken  Osmanlı İmparatorluğunu dağılmaktan kurtarmak üzere  öncelikli olarak  Osmanlıcılık akımı  aydın kesimler tarafından örgütlenmeye çalışılmıştır . Bu doğrultuda bir Osmanlı milliyetçiliği anlamında Osmanlıcılık akımı geliştirilmiş ve  Yeni Osmanlı  Cemiyeti kurularak  bunun için  geleceğe dönük bir kurumlaşmanın adımları atılmıştır . Ne var ki , ülkedeki bütün Osmanlı aydınlarının iyiniyetli çabalarına rağmen  bir Osmanlı kimliği yaratılamamıştır . Devletin adında var olan Osmanlı kavramı  imparatorluk  kentlerinde  bir Osmanlı kimliği yaratamayınca , Osmanlıcılık adı altında ülkeyi bütünleştirecek bir Osmanlı milliyetçiliği geliştirilememiştir . Bütün çabalara rağmen alt kimliklerin direnmesi yüzünden bir Osmanlı milliyetçiliği yaratılamayınca , bu kez yeni bir tür milliyetçilik arayışı öne çıkmış ve bu gibi girişimlerin sonucunda imparatorluk sonrası dönemde eski Osmanlı ahalisini üniter bir devletin çatısı altında bir araya getirecek bir biçimde Türkçülük akımı gündeme getirilmiştir . Osmanlı sınırları içerisinde yer alan çeşitli ülkelerdeki  halk topluluklarının içinde en fazla nüfus olarak Türkmen topluluklarının bulunması yüzünden , Türkmen unsurunu esas alan bir Türk milliyetçiliği Türkçülük adı altında örgütlenmeye başlanmıştır .  Asya kıtasının kuzey ve orta bölgelerinde yaşamakta olan Türki kavimlerin zaman içerisinde ön Asya bölgesine doğru göç etmesiyle, Türkleşen merkezi coğrafya  da  var olan bir imparatorluk devleti olarak Osmanlı yönetimi bir Osmanlı ulusu yaratamayınca,  bu kez  bunun yerine  ahali içerisindeki Türkmen nüfusun en kalabalık topluluğu  temsil etmesi  nedeniyle , yeni bir tür milliyetçilik olarak Türkçülük akımı önde gelen aydın kesimler tarafından örgütlenerek bir çıkış yolu olarak  devreye sokulmuştur .

Osmanlı milliyetçiliği yaratılmamasının doğal sonucu olarak devleti kurtarma doğrultusunda  bir yeni milliyetçilik aranırken , Türkçülük akımı  kendiliğinden gündeme gelmiştir . Dil,tarih ,coğrafya ve edebiyat alanlarında yapılan yeni çalışmalar sayesinde , Osmanlı ahalisini  oluşturan  insan topluluğunun Osmanlı sonrasındaki aşamada Türk kavramı çatısı altında bütünleştirilmesi sağlanabilmiştir . Osmanlı kimliğini kabül etmeyerek kendi alt kimliği doğrultusunda yeni devlet yapılanmalarına yönelen eski Osmanlı vatandaşları ,kurdukları küçük devletçikler ile  imparatorluğun dağılmasına yol açmışlardır . Türkmen unsuru üzerine inşa edilen Türkçülük akımı ise  Balkanizasyon ile parçalanan Osmanlı devletinin yerine,  merkezi bir devlet kurulabilmesi doğrultusunda örgütlenmiş ve bu yoldan eski Osmanlı ahalisinin Türkleşmesi sağlanarak , Birinci Dünya Savaşı sonrasında orta dünyanın merkezi bölgesinde bir Türk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti Türkçülük akımı sayesinde  kurulabilmiştir . Türkçülük imparatorluğun yıkılmasını önleyememiş ama  Osmanlı sonrası dönemde orta boy bir ulus devletin merkezi alanda kurulabilmesini sağlamıştır . İkinci meşrutiyet döneminde Türkçü  kuruluşlar aracılığı ile örgütlenerek Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde  etkinlik sağlayan  Türkçülük hareketi  , batılı emperyalistlerin Anadolu’yu işgal etmesine karşı geliştirilen ulusal kurtuluş savaşının ideolojik zeminini hazırlayarak,  Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yolun düşünsel boyutunu  tamamlamıştır . Bu doğrultuda , eski Osmanlı ahalisi  ulusal kurtuluş savaşını kazandıktan sonra  Türkleşme hızlanmış ve böylece emperyalistlere karşı verilen ulusal kurtuluş savaşı sonrasında  bir Türk  devleti oluşumu  dünya sahnesine çıkmıştır . İslamcılığın , Osmanlıcılığın ve de batıcılığın kurtaramadığı Osmanlı devletinin yerine eski Osmanlı ahalisini yeni bir milli kimlik çerçevesinde  ulusal bilinç kazanmasına yardımcı olunmasıyla, Türkçülük akımı bir Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti kurulmasına giden yolu açmıştır . Osmanlıcılık bir Osmanlı imparatorluğu var olmasına rağmen ülkeyi kurtarıcı bir milli akım olarak gelişemediği için   buna tepki olarak Türkçülük akımı  Osmanlı aydınları arasında hızla benimsenerek yayılmış ve imparatorluk sonrasında yeni bir milli kimlik olarak doğan Türklük üzerinden, bir Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti  tarih sahnesine çıkarılmıştır .

Birinci Dünya Savaşı öncesinde  eski bir Hazar toplumu olan Macarlar geleceğe dönük olarak  bir Turancılık akımını gündeme getirerek  , Turan adı verilen Avrasya bölgesinin merkezi topraklarını bir büyük birliktelik içerisinde yeniden toparlayabilmenin arayışı içerisine girmişlerdir . Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğunun çökmesi nedeniyle boşalan merkezi coğrafya toprakları üzerinde  Rus milliyetçileri Pan –Slavizm akımına yönelerek bütün Slav topluluklarını kendi çatıları altında toplamak için çaba göstermişlerdir . Rusların Pan-Slavizmine karşılık da Alman İmparatorluğu İslamı kullanarak kendi  yönetimleri altında Pan-İslamizm akımı aracılığı ile bütün Müslüman toplulukları  Almanların doğu politikası doğrultusunda  batı  emperyalizmine karşı örgütleyebilmenin yollarını aramışlardır .Avrasya kavgası bu aşamada  tırmanırken, Pan-Turanizm Macaristan üzerinden gündeme getirilmiş ve Turan coğrafyasında yaşayan bütün Türk asıllı toplulukların batılı emperyal devletlerin saldırılarına karşı  birleşerek  korunması doğrultusunda  geliştirilmeye çalışılmıştır . Turancılık akımının kısa zamanda  Osmanlı ülkesine de gelerek aydın kesimleri etkilemesi üzerine ,Osmanlı aydınlarının bir kısmı  Pan-Turanizm’e yönelerek ,bütün batılı ülkelerin emperyal saldırılarına karşı bir büyük Turan dayanışmasını savunmuşlardır . Turancılık akımının kısa bir süre içerisinde yaygınlık kazanması Osmanlı devletini yakından sarsmış ve  Birinci cihan savaşını kaybeden Osmanlı devleti içerisindeki milli unsurlar  , merkezi alan coğrafyasındaki  Türk hegemonyasını  koruyabilmek için  Orta Asya steplerinde yeni  bir gelecek aramaya başlamışlardır . Nitekim savaşı kaybeden ,Osmanlı hükümetinin başı olan Enver Paşa ,hemen  Azerbaycan’a gelerek  ve  yüz bin kişilik Türk ordusu kurarak , bu köprü ülke üzerinden bir ön Asya ve Orta Asya birlikteliğinin arayışı içerisine girmiştir . Ne var ki , New York merkezli dünya devleti  buna izin vermemiş   ve  Enver Paşa’nın Tacikistan bölgesinde  öldürülmesi sağlanarak Pan-Turanizm’in önü kesilmiştir .

Pan-Turanizm Orta  Asya steplerinde Enver paşa ile birlikte boğulurken, Anadolu yarımadası üzerinde bir araya gelen eski Osmanlı ahalisi üzerinden gelecek arayışı devam etmiştir .  Turancılık hayalleri ile bir yerlere gidilemeyeceği görülünce, merkezi coğrafyanın geleceği için gerçekçi bir çıkış Kuvay-ı Milliye hareketinin örgütlenmesiyle gerçekleştirilmiş ve Bakü üzerinden bir Avrasya yapılanması yerine Samsun üzerinden bir Anadolu çıkışının yolları aranmıştır. Böylece yeni Osmanlı hayallerinin geçersizliği bir kez daha görülerek, Misak-ı Milli sınırları içerisinde çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşu bir ulusal kurtuluş savaşı sonrasında gerçekleştirilebilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi açılırken, Atatürk’ün en yakın arkadaşları ile  padişahcılık yüzünden arası açılmış ve bazı arkadaşları yeni Osmanlı hayalleri ile eski Osmanlı toprakları üzerinden yeni bir Osmanlı devleti kurabilmenin arayışı içerisinde olmuşlardır. Ne var ki, gerçekçi olmayan bu gibi arayışların sonuçsuz kalması ve sonunda Atatürk’ün en yakın arkadaşları ile yolunu ayırarak  hayatının en büyük sırrı olarak içinde sakladığı cumhuriyet rejimini ilan etmesiyle, Osmanlı imparatorluğunu yeniden ihya etme arayışlarının hayal olmanın ötesine geçemediği bir kez daha görülmüştür. Bütün dünya Türklerini bir çatı altında toplayarak dünyanın merkezinde  bir Turan imparatorluğu  oluşturma düşüncesinin ne büyük bir hayal olduğu  Enver paşanın Tacikistan’daki acı sonu ile  kesinleşirken, eski Osmanlı toprakları üzerinde yeni bir Osmanlı İmparatorluğu oluşturma girişimlerinin de  gerçekçi olmadıkları için gene hayal olmanın ötesine gitmediği, Atatürk-Enver paşa çekişmesinin yaşandığı kritik aşamada bir kez daha görülmüştür. Osmanlı ordusunun subayları  Atatürk devrimi ile çağdaş bir cumhuriyet rejimine kavuşmanın ne anlama geldiğini kavramakta zorlandıkları  noktada, Osmanlı devletinin merkezi ülkesi olan Anadolu toprakları üzerinde ilan edilen Milli sınırlar içerisinde bir büyük Türk devleti kuruluşu uluslar arası konjonktüre uygun olarak gündeme gelmiş ve Türk ulusunun gerçekçi önderi Atatürk tarafından bu durum yerinde değerlendirilerek, Turancılık’tan Türkçülüğe geçiş stratejisinin  uygulanmasıyla  geleceğe doğru  yola devam edilme şansı yakalanabilmiştir.

Pan-Turanizm gibi Pan-Osmanizm ‘in de gerçekçi olamamak yüzünden devre dışı kalmaları  aynı zamanda Pan-İslamizm ve Pan-Slavizm gibi  merkezi coğrafyayı  toparlama akımlarının da  sonuçsuz kalmasına giden yolu açmıştır. Bölgesel birlik oluşturmaya çalışan Pancılık akımları sonuçsuz kalırken, New York borsasının finansmanı ile  ekonomik dünya devletinin emperyal planları  üzerinden  Avrupa emperyalizminin Avrasya kıtasına egemen olmasını önlemek üzere, yapay bir Bolşevik hareketi örgütlenerek ve  bu hareket üzerinden Pan-Sovyetizm akımı komünist darbeler aracılığı ile  bütün Turan coğrafyasına yayılarak,  ABD emperyalizminin karşı bloku  konumunda  bir Sovyetler Birliği dünya sahnesi içindeki yerini almıştır. Sovyet  devrimi sonrasında oluşturulan büyük sosyalist blokun  merkezi coğrafyaya inmesini önlemek üzere bir  büyük tampon devlet gereksinmesi  ortaya çıkınca,  tarihin bu kritik dönemecinde Kemalist devrim gerçekleştirilerek ,her türlü  hayalci  yeni  Osmanlı ya da Turancı planlar devre dışı  bırakılarak, soğuk savaş koşullarında yeni bir dünya düzeninin oluşturulmasına öncelik verilmiştir. Dünyanın tam ortasında bir bağımsız devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti,  Osmanlı sonrasında gerçekçi bir yapılanma modeli getirdiği için   Orta Doğu bölgesinin  merkezi devleti olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirilen bu durum  İkinci Dünya savaşı sonrasında da devam etmiş ama Sovyetler Birliği gibi bir büyük blokun  yıkılması üzerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin merkezi alandaki ağırlığı yeniden emperyal merkezler tarafından tartışılmaya başlanmıştır. İşte bu aşamadan sonra, sosyalist blokun tamponu konumundaki Türkiye Cumhuriyetinin varlığına da son vererek, İslam  coğrafyasını yeniden batılı emperyalistler ile  Siyonistlerin  çıkarları doğrultusunda  düzenlemek isteyenler , Kemalist Türkiye düşmanlığını ikinci cumhuriyetçilik  kisvesi altında geliştirerek ,yeniden eskisi gibi Yeni Osmanlı hayalleri ile Türk kamuoyunu teslim almaya yönelmişlerdir.

Yeni Ortadoğu’da Yeni Osmanlıcılık Gayretleri

Günümüzde çok tartışılan Büyük Orta Doğuya da Büyük İsrail veya Yakın Doğu Konfederasyonu gibi batılı hegemonya projelerinin önünü açma noktasında , emperyalistlerin de Yeni Osmanlı sloganlarını tırmandırmaya başladıkları görülmektedir .ABD bölgeye egemen olmak için, İsrail bölgedeki büyük devletleri parçalayarak kendine bağlamak için , bölgenin eski efendisi İngiltere ise  Orta Doğu’yu Avrasya’ya giriş kapısı olarak kullanabilmek  amacıyla  kendilerine bağımlı olan yayın organlarında , Yeni Osmanlıcılık hayallerini gündeme getirerek   Türkiye’nin komşuları ile karşı karşıya gelmesine yol açmaktadırlar. Bu aşamada, stratejik derinlik adına Türkiye’nin komşuları ile savaşması gündeme getirilmekte ve bu uğurda  bölgenin barışı ve istikrarı için yıllarca güvenlik üretmiş güçlü devleti Türkiye, batılı emperyalistlerin çıkarları yüzünden savaş senaryolarına alet edilmeye çalışılmaktadır .İmparatorlukların çökertildiği bir kaos ortamından  hem kendisi hem de merkezi coğrafya için güvenlik üretmek üzere kurulmuş olan Türk devletinin ,bölge güvenliğini hiçe sayan emperyal  politikalar ile  Yeni Osmanlı  hayallerine alet edilmesini beklemek  , yüz yıl önce yapılmayan yanlışın yeni den gündeme  getirilmesi demektir . Batı emperyalizmi bütün dünyayı kendi hegemonyası altına alabilmek için  doğulu güçlerin önünü kesmek istemekte ve bu aşamada bölge devletlerinin bir araya gelerek her türlü emperyal projeye  karşı direnmelerini önlemek üzere,  Pan-Ottomanizm görüntülü bir Yeni Osmanlıcılık  Müslüman çevrelere empoze edilmeye çalışılmaktadır. Tam bu aşamada radikal din grupları cihat savaşları açarak  yerleşik devlet düzenlerinin çöküşünü sağlamakta   ve  Avrupa’da bin yıl sürmüş olan mezhep savaşları İslam coğrafyasına taşınmaktadır. Avrasya hegemonya planları  ve  bir büyük İslam imparatorluğu oluşturma hayalleri doğrultusunda  tarihte kalmış olan ve bugün için hiçbir siyasal, ekonomik ya da toplumsal karşılığı bulunmayan bir kuru Osmanlıcılık akımını  ,savaşa karşı çıkan ulusalcı kesimleri  susturmak   ve  bölge barışı için mücadele veren güvenlikçi kesimleri baskı altına  almak üzere kullanmaktadırlar.  Türkiye dahil ,22 İslam ülkesinin sınırları yeniden çizilirken bölge tam bir kaos coğrafyasına dönüştürülmektedir.

Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü konumunda bulunan Türkiye’nin Avrupa birliğine üye yapılmaması da, Yeni Osmanlıcılık akımlarının canlanmasına yol açmış ve bu doğrultuda Türkiye devleti batı emperyalizmi ile İsrail Siyonizminin çıkarları doğrultusunda  bir askeri üs ,köprü ya da  taşeron ülke  veya  cephe ülkesi olarak ,hem komşularına hem de Asya’nın büyük dev ülkelerine karşı kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu durumda doğu ile batı arasında , güney ile kuzey arasında bocalarken, kendi merkezli ciddi bir plan ya da strateji ortaya koyamamış ve  Yeni Osmanlı arayışlarının yarattığı duygusal ortamda  Misakı Milli sınırlarının dışına çıkmaya zorlanarak batı kaynaklı savaş senaryolarına alet edilmek istenmiştir. Türkiye hem bir Avrupa hem de bir Orta Doğu ülkesi olarak olayların ve planların ortasında yer aldığı için rahat bırakılmamakta ve bölgesel çekişmeler yüzünden  bütün savaş kokan oyunlara doğru sürüklenmektedir. Böylesine  kaotik bir durumda, yeni Osmanlıcılık hayalleri ile Türk ulusunun uyutulmasını beklemek mümkün değildir . İkinci Dünya Savaşı gibi bir büyük yıkım senaryosundan uzak durmasını bilen Türkiye Cumhuriyetinin bugünün koşullarında  Yeni Osmanlıcılık adı altında eski Osmanlı ülkelerini Türkiye’nin  işgalini düşünmek  abesle iştigal olacaktır. Türkiye eski Osmanlı ülkeleri olan bugünkü komşuları ile karşı karşıya geldikçe , Yeni Osmanlıcılık  söylemleri  batılı emperyal çevrelerden yükselmekte ve Türkleri  bu yeni emperyal   maceraya  doğru  yönlendirmektedir.

Soğuk savaş yıllarında ve Sovyetler Birliği varken hiç duyulmayan  Yeni Osmanlı söylemlerinin bugünün koşullarında yeniden gündeme gelmesinin ana nedeni, merkezi coğrafyada ortaya çıkan otorite boşluğunun doldurulması çabasıdır.  İngiltere,Amerika ve İsrail üçlüsü kendi emperyal projeleri  ile bölge ülkelerine yeni bir saldırıya kalkarken, merkez ülke olan Türkiye’yi üçüncü dünya savaşının cephe ülkesi konumuna getirmektedirler. Atatürk cumhuriyetinin yüz yıllık barış siyasetinden  Türkiye’nin komşuları rahatsız olmazken, Yeni Osmanlıcılık görünümünde Türkiye’nin batılılar ile birlikte Orta Doğu ülkelerine girmeye hazırlanması, Türk devletini merkezi alanda  yalnız bırakmıştır . Türkiye’ye karşı Arap Birliği harekete geçerken, Türk devletinin batılı emperyalistlerin bölgeyi dizayn etme senaryolarına karşı da,  İslam Birliği bütün Müslüman ülkelerin desteği  ile karşı çıkmıştır . Müslüman ülkelerin batı emperyalizmi ya da İsrail Siyonizmine  karşı birleşmesini  istemeyen  savaş lobileri  tam bu aşamada İran ile Arabistan arasında bir mezhep savaşını kışkırtarak , merkezi alanda bir büyük İslam birliği oluşumunu önlemeğe çalışmaktadırlar. Güçler dengesi açısından üstünlük batılı ülkeler tarafında görülmesine rağmen, Rusya-Çin-İran ve Hindistan dörtgeninde uluslar arası alana ağırlığını koyan doğu güçlerinin, batı  destekli bir emperyal projenin merkezi alanda  uygulama alanına aktarılmasına izin vermeyecekleri görülmektedir. Bu durum açıkça görüldüğü için hem  doğu ve batı çekişmesi olarak gündeme gelecek üçüncü dünya savaşı tartışmaları ile  hem de  kutsal kitaplardan kaynaklanan son büyük savaş olarak Armageddon senaryoları ile  dünya kamuoyu sallanmaktadır. Böylesine kritik bir aşamada, bölge devletlerinin kendi sınırları içinde kalarak terör ve savaş saldırılarına karşı dayanışma içinde direnmeleri gerekirken, Yeni Osmanlıcılık arayışları ile Türkiye’nin sınır ötesi maceralara doğru yönlendirilmesi  resmen savaş lobilerinin çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin  savaşa  sürüklenmesi anlamına gelmektedir.

Merkezi alanda bin yıllık Türk devletleri  geleneğinin bugünkü temsilcisi olan Türkiye Cumhuriyetinin  hiçbir emperyal   savaş oyununa alet olmayacağını artık göstermenin zamanı gelmiştir. Türkiye kendisinin olmayan hiçbir haksız savaşta yer almayarak ve kendi konumundaki  İslam devletlerinin emperyal  işgal doğrultusunda ya  da Siyonist saldırı çizgisinde  her türlü terör ve savaş oyununa bölge devletleri ile işbirliği yaparak karşı çıkmak zorundadır.Türk devletinin bekası savaştan değil barıştan geçmektedir. Bu yüzden hem yurtta, hem de dünyada barışın öncüsü olmak  noktasına gelen Türkiye ‘nin aynı zamanda  bölgede barışın da öncüsü olması  zorunludur.

Paylaş

Yazar Hakkında

Anıl Çeçen

Yorum yapabilirisiniz

4 × four =