Yeni Anayasa ve Emperyalizmin Talepleri

0

Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Abdülhamit devrinin Maarif Nazırı Haşim Paşa, “Şu mektepler olmasa, Maarif ne güzel idare edilirdi” dermiş. Sultan Vahdettin’in sözü de aynı yönetim anlayışını yansıtır: “Millet dediğin sürüdür, ona bir çoban lazım, o çoban da benim”. Yeni anayasa, açılım, başkanlık, “Yeni Osmanlı”, “Yeni Türkiye”, laiklik tartışmalarını, “milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına aldık”, “ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi” gibisinden demeçleri, Osmanlı’dan bize tevarüs eden bu zihniyet bağlamında değerlendirmek gerekir. Gelenekte devamlılık vardır. Mevcut siyasi heyet, köklerinin gereğini yapıyor. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na, Ahrar Fırkası’na, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne, Kürt Teali Cemiyeti’ne, Teali-i İslam Cemiyeti’ne uzanan bir gelenektir. Mütarekede İngiliz işgaline olumlu bakanların torunları, 2003’te Irak’ın işgaline olumlu baktılar. Osmanlı toprakları, Sevr ile paylaşıldığında nasıl tutum aldılar ise bugün ABD’nin yanında, Suriye’ye, Irak’a karşı aynı tutumu alıyorlar. Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı, “Irak’taki ABD askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için duacıyım” demiş, Türk askerinin başına Süleymaniye’de çuval geçirildiğinde, en küçük bir tepki vermemişti.

Türkiye’de sık görülen, sesi çok çıkan gazeteci, aydın, akademisyen, sendikacı tipi de bu yapıya uygundur. Türkiye’ye, ABD’den, Avrupa’dan bakar. Türkiye’yi Avrupa ve ABD’ye şikâyet ederler. Bu yönde imza kampanyaları örgütler, bildiriler yazarlar. “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü, Türk ordusudur” diyen Soros’a itiraz etmez, Soros’un fonlarından nemalanırlar. Emperyalizm; sınıf temelli, siyasal-ideolojik muhalefete karşı sivil toplumculuğu; ulusal bilince karşı etnik aidiyeti; yurttaş kimliğine karşı alt kimliği, şeyh-mürit ilişkilerini; laikliğe karşı din simsarı-mezhepçi kimlikleri öne çıkarırken, en büyük alkışı bu besleme, devşirme takımından alır. ABD ve AB’den demokrasi, insan hakları, özgürlük bekleyen bu takım her türlü kullanıma açıktır ve kullanılır. Kullanıldıklarında da “Yetmez ama evet” derler.

YENİ ANAYASA HANGİ İHTİYAÇTAN DOĞUYOR

Aylardır yeni anayasanın içeriğini tartışıyoruz. Belirtelim; milleti ve devleti parçalayan anayasa, sadece iç dinamiklerin ürünü değildir. Emperyalizmin ihtiyaçları da söz konusudur. Türkiye söz konusuysa, rejim değişirken, sınırların aynı kalması mümkün olmaz. İddialı dış politika hedefleri için devlet kapasitesi yeterli olmayan bir ülke, bu açığını emperyalizme taşeronluk yaparak kapatmaya çalışır. İsrail’le ilişkilerini, enerji dağıtım üssü olma hesaplarını, bölge ülkelerine, komşularına dönük siyasetini de buna göre şekillendirir. Türkiye’nin Suriye, Irak, Rusya siyasetinin iflas ettiği, İran’ın bölgesel rekabette öne geçtiği bir dönemde, reisicumhurun ABD Başkanı’yla yaptığı görüşmeden sonra, anayasanın özüne, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerine yönelik tartışmanın başlaması, tesadüf değildir.

Bir devletin ulusal gücünün hem maddi, hem manevi unsurları vardır. Siyasi, iktisadi, askeri güç, yumuşak güç gibi… Toplumsal, kültürel, bilimsel, teknolojik güç, coğrafi konum, nüfus, doğal kaynaklar, yönetici kadroların niteliği vb. hep bu güç unsurlarının alt başlıklarıdır… Amacı; ülkenin güvenliğini, birliğini, bütünlüğünü, egemenliğini, bağımsızlığını, menfaatini korumak olan dış politikada, bu güç unsurlarına başvurulur. Bu araçlar kullanılarak, yurttaşların can ve mal güvenliği, ülkenin ulusal değerleri, malvarlıkları, kaynakları, çıkarları korunur, geliştirilir. Bir devlet dış politikasını, kendisinin olmayan topraklarda, egemen olmadığı bölgelerde icra ederek, savunma ve güvenliğini korur. Çünkü ülkenin savunması, güvenliği sınırdan başlamaz. Sınır ötesinden başlar. Güçlü devlet, bunu başarır. Güçsüz devlet sınırını dahi koruyamaz. Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarının durumu, gücünün boyutlarını; Suriye ve Irak politikası ise emperyalizmle olan ilişkisinin derinliğini gösterir.

YENİ ANAYASA VE YENİ DIŞ POLİTİKA

Yeni anayasa ve başkanlık rejimi; federasyonun, özerkliğin hukuksal zeminidir. O yüzden dış politika, savunma ve güvenlik politikaları, silahlı kuvvetler bu doğrultuda yapılandırılmaktadır. Yıllarca, bölgede ve dünyada sınırların değişmesine karşı, mevcut sınırlardan yana bir dış politika izleyen Türkiye, bu tutumunu değiştirmektedir. Başka ülkelerin içişlerine karışmaktan kaçınan Türkiye, bu tavrını değiştirmektedir. Batı kurumları içinde yer almayı önemseyen, özel bir Orta Asya, Avrasya siyaseti olmayan, son yıllarda Ortadoğu’ya büyük vurgu yapan Türkiye, Irak ve Suriye konularında görüldüğü üzere ABD’yle uyumlu olan diplomasisini, her alana yaymaktadır. Bölgesel – küresel gelişmeler bazen bir ülkeyi öne çıkarıp, bazen geri plana ittiğinden, bu sorunlar ve ilişkiler değişken, üçüncü tarafların etkisine açık olduğundan, Türkiye de her durumda gücünü, mesaisini, öncelik sıralamasını emperyalizmin ihtiyaçlarına göre tanzim etmenin hazırlığını yapmaktadır.

Dış politikada her ülke, kendi ajandasındaki önceliklere göre davranmaya çalışır. Ama bölgesel, küresel gelişmeler buna izin vermeyebilir. Farklı gelişmeler, sorunlar öne çıkabilir. Küçük veya orta ölçekli bir ülke, kendi ajandasını bölgeye ve dünyaya dayatamaz. Bölgesel ve küresel gelişmelerin etkisine fazlasıyla açık bir bünyesi vardır çünkü. Örneğin; Irak’ta ABD ile Türkiye’nin çıkarları çelişirse, Türkiye geri adım atar. Kırmızı çizgilerini feda eder, pozisyonunu gözden geçirir, ödün verir. ABD değil. ABD; müttefikleriyle ilişkilerde onların sadık ve güvenilir olmasına bakar. Laik olup olmadıklarına, kadın haklarına değer verip vermediklerine, yolsuzluk yapıp yapmadıklarına bakmaz. Gerektiğinde türlü çeşitli yol, yöntem ve üslupla mesaj verir, tepkisini gösterir. Obama’nın reisicumhurla telefonla konuşurken, bir elinde beysbol sopası bulunan fotoğrafının bizzat Beyaz Saray tarafından servis edilmesi, başvekili uluslararası bir toplantıda işaret parmağıyla yanına çağırması hafızalarımızdadır.

YENİ ANAYASAYLA ORDU LEJYONER BİRLİĞİ OLACAK

Türkiye orta büyüklükte bir devlettir. Dış politikada küçük veya orta büyüklükteki devletlerin, bir büyük gücü etkilemesinin sınırları bellidir. Etkilemeye çalışırken, konumunu kullanabilir. Stratejik konumu yoksa etki oranı düşüktür. Meselenin önemi de, etki derecesini azaltır veya artırır. Büyük devletin, o konuya verdiği önem, öncelik de, küçük-orta ölçekli ülkenin görüşlerini alıp almamasında öne çıkar. Misal; ABD Afrika siyasetinde, Çin’in Afrika’da artan nüfuzunu dikkate alır, Türkiye’yi değil. Buna karşılık Irak, İran, Suriye siyasetinde, Türkiye’yi yanında görmek ister. Kimi taktik adımlar atarken, Türkiye’nin fikrini sorar. Ama stratejik adım atarken, hedef saptarken Türkiye’nin duyarlılıklarını hesaba katmaz. İsrail’in ABD’nin Ortadoğu siyasetini etkileme gücü, Türkiye’den fazladır. Çünkü ABD’nin İngiltere’yle birlikte iki stratejik ortağından biridir. İsrail’i bir devlet olarak değil, dünya genelinde güçlü ve örgütlü olan Yahudi lobisi ve sermayesiyle birlikte düşünmek gerekir. O yüzden, ABD Ortadoğu’da Türkiye’ye danışmadan iş yapar, İsrail’in güvenliğini gözetmeden iş yapmaz. ABD’nin hem devlet kapasitesi hem de Ortadoğu’da sınırının olmaması, onun bölgedeki gelişmelerden etkilense de, bölge ülkeleri kadar etkilenmesini önler. Bölgesel ve küresel siyasette, uluslararası örgütlerde Türkiye için ABD’nin desteği, ABD için Türkiye’nin desteğinden daha önemlidir. ABD bunu bilir ve kullanır. ABD, dış politikasında NATO’yu da kullanır. Hem kendi gücüyle hem de NATO sayesinde, üye ülkeler üzerindeki denetimini pekiştirir. Bu yolla sadece ordu üzerinde değil, siyaset, ekonomi, bürokrasi, üniversite, medya, sivil toplum kuruluşları üzerinde de denetim sağlar. Türkiye bunun somut örneğidir.

ABD; İran-Türkiye rekabetinden de, Suudi Arabistan ile Mısır’ın Arap dünyasının liderliği için rekabet etmesinden de, İran-Suudi Arabistan arasındaki gerginlikten de, ABD lehine yaralanır. Çünkü İran hariç hepsinin, rekabette avantaj edinmek için ABD’ye ihtiyacı vardır. Bazen de ABD bir adım atarken, bölgesel güçler ona zorluk çıkarırlar. Büyük güçlerin desteğini alarak, diğer bölgesel güçlerle ittifak yaparak, ABD’yi engellemeye, yıpratmaya, onun katlandığı maliyeti artırmaya çabalarlar. Son olarak Suriye bunun örneğidir. Ülkeler; ilişkilerini gelişmelere, sorunlara, konulara göre farklı bölmelere, raflara koyup, kompartımanlara ayırırlar. Örneğin aynı anda iki ülke arasında ekonomik işbirliği, politik rekabet sıklıkla görülür: Türkiye-İran, Türkiye-İsrail, Türkiye-Rusya, ABD-Çin, Çin-Japonya vb. İhtiyaçlar değiştikçe ittifaklar da değişir. Her ittifak karşı ittifakı doğurur.

YENİ ANAYASADA DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DEVRE DIŞI

Türkiye, yıllarca dış politikanın hazırlığı ve uygulamasında dışişleri bakanlığına büyük öncelik, değer vermiştir. Uluslararası hukuku, diplomasiyi, teamülleri önemsemiş, gücü ve olanaklarıyla dengeli biçimde davranmıştır. İdeolojik önyargılarla hareket etmemiştir. Barışçıl siyasetleri öne çıkarmıştır. Yetkin, birikimli, nitelikli kadrolarını dışişlerinde değerlendirmeye çalışmış, diplomasinin, tüm dünyada seçkin kadroların, uzmanların işi olduğunu dikkate almıştır. Geçmiş yıllarda Turgut Özal ve Necmettin Erbakan, hariciyenin bu teşkilat yapısı ve geleneğini zorlamaya, esnetmeye kalksalar da, dışişlerinin önemi, ağırlığı hep galip gelmiştir. Mevcut siyasal heyet ise dışişlerini çok fazla alan dışına itmiştir. Dışişlerinden başka, ciheti askeriye de dış politikadaki ağırlığını büyük ölçüde yitirmiştir.

Sözün özü: Laikliğin, başkent Ankara’nın, Atatürk’ün, milletin olmadığı yeni anayasa, Sevr’in maddeleriyle dolu. “Yeni Osmanlı”, “Yeni Türkiye” söylemleri, bunu örtmek içindir.

Paylaş

Yazar Hakkında

Barış Doster

Yorum yapabilirisiniz

seventeen + eighteen =