Yeni-Anayasa İşgalcilerin Silahıdır

0

Başkanlık sistemi getirmek lafı, bir örtü.

Yeni-Anayasacıların yapmak istedikleri asıl işin örtüsü.

Asıl iş, egemenli hakkını, Anayasa’da tescillenmiş olan sahibinin elinden almak. Türk Milleti’nin egemenlik hakkına son vermek. Bu akıllara durgunluk veren bir hedef. Çünkü hiçbir ciddi toplum ve devlette, hele varlığını Kuvayı Milliye adını verdiği güçlerin savaşıyla elde etmiş Türkiye’de, egemenlik hakkının seçim meydanlarında ve müzakere masalarında ortadan kaldırılması hayal bile edilemez.

Böyle bir düşmanlığı açıkça dile getirmek, hiçbir babayiğidin harcı değil. Tüm dikkatleri başkanlık tartışmasına çekmek, bunu örtbas edip yapabilmek için işe yarayabilir bir araç.

*

Başkanlık sistemi getirmek lafı, birilerine uzatılmış bir çiçek.

Etnik bölücüler, Türkiye içinde özerklik–özyönetim peşindeler. Doğrusu, eyalet sistemi kurulması arzusundalar. Başkanlık sistemi lafı, hele ABD örneği dile getirildikçe, el altından onlara umut çiçekleri vermeye yarıyor. Türkiye’nin yanı başındaki üç komşusu Irak, Suriye ve İran’da kendi etnisiteleri için bağımsızlık, özerklik, toprak koparmak peşinde olanların bu istekleri Türkiye için de geçerli. Türkiye’yi kana boğmuş bölücülerin isteklerini yerine getireceğini açıkça söylemeye kim cesaret edebilir? Bu açıdan da tüm dikkatleri başkanlık sistemine çekmek, Türkiye’ye karşı hazırlanmış büyük komplonun uygulanmasını kolaylaştırabilir.

*

Yeni-Anayasacılık, üç şer kuvvetin ortaklığı.

Yeni-Anayasacılık, bir yandan Türk Milleti’nin varlığını ve egemenlik haklarını ortadan kaldırmak, bir yandan da ülke toprakları üzerindeki egemenlik kullanımının parçalanmasını sağlamak amaçlarına odaklanmış karanlık bir çuval. Bu çuvalın imalatında çalışmış ve çalışmakta olan farklı kesimler var.

Siyasal ümmetçiler, bu hedeflerin peşinde olanların başında geliyorlar. Ulusal/milli yapı yerine İhvancı zihniyetle bir ümmet-birliği kurma hayalinin peşinde, Türkiye’yi Irak ve Suriye’nin içine düştüğü işgal kaderine sürüklüyorlar.

Etnik bölücüler, ABD başta olmak üzere eski sömürgecilerin Ortadoğu’daki emellerine uygun hareket ediyor; şimdiye kadar birbirine kırdırdıkları Ortadoğu halklarının kaderini Türkiye’ye de yaşatmak istiyorlar.

Son liberaller, “global dünya böyle gerektiriyor” diyerek, tarihsel teslimiyetçiliklerini zirveye taşıyorlar. “Büyük devletler sınırları değiştirmeye karar verdiler, yapacak bir şey yok” zihniyetiyle, “onlar bizi işgal etmeden istediklerini verelim” diyorlar. Bu pek akılcı görüntüleriyle, küresel sömürgecilerin keşif kolu gibi çalışıyorlar. Yeni-Anayasa, bu keşif kolunun iş aleti. Kimileri yeni-anayasacılığı hafife alarak, kimileri ‘bu suni bir gündem’ diyerek, toplumda oluşan direnme iradesini boşa çıkarma hizmeti görüyorlar.

*

Yeni-Anayasa, yerli elemanlarca olmaktan çok yabancı güçlerce isteniyor.

Küresel sömürgecilik 1990 yılından beri, “demokrasi ve insan hakları ihracı” dedikleri işgalleri, açıkça askeri işgalin yanı sıra, Yeni-Anayasa yaptırma yoluyla gerçekleştiriyor. 2000-2015 yılları arasında, 15 yıl içinde tam 35 ülkeye sil baştan anayasa yaptırma işinde doğrudan rol aldılar.

Avrupa Konseyi, 1990 yılından bu yana “Hukuk Yoluyla Demokrasi Kurmak İçin Avrupa Komisyonu”na sahip. Nam-ı diğer Venedik Komisyonu, dünyanın “diğer ülkelerine” Avrupa mirasını taşımak misyonunu yerine getirdiğini açıkça söylüyor.

Son 20 yıldan bu yana “düveli muazzama” yeni bir kanal yarattı; adına global constitutionalism diyor; küresel anayasacılık. Bunlar günümüzün gelişmiş devlet merkezlerinin anayasalarıyla ilgili değiller. Oraları dünyanın “demokrasi, insan hakları, özgürlük mekanları” olarak baştan kabul etmişler. İlgi alanları, geçen yüzyılın “mazlum milletleri”nin kavuştukları bağımsız ve egemen devletleri.

Durum, 1919’daki durumdan farklı değildir.

Bir yandan “turuncu devrimler” gibi sinsi yıkım projelerini, bir yandan Büyük Orta Doğu Projesi gibi bölgemizi işgal saldırılarını, bir yandan da dünyaya barış ve demokrasi getireceğini söyleyip ateşe boğan küreselciliğin saldırganlığını göz önünde bulunduralım. Bunlara, ülkemizde adeta iktidar ortağına dönüşen etnik bölücülüğü ve iktidara yerleşen İhvan ümmetçiliğinin Cumhuriyet düşmanlığını ekleyelim. Ve bu düşmanca süreçlere ya işbirlikçiliğinden ya da teslimiyetçiliğinden destek veren son liberallerin koşturmalarını katalım. İçinde bulunduğumuz durumun 1919’daki durumdan ne kadar farkı kalır?

Yeni-Anayasacılık, Türk ulusunun savaşla kazandığı varlık ve egemenlik hakkını ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bunu hiç unutmamak gerek.

Yeni-Anayasaya Geçit Yok!

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Birgül Ayman Güler

Yorum yapabilirisiniz

12 + 3 =