Üniter Devletin Yerine Konmak İstenen Nedir

0

‘Küresel kültür’ piyasalarının yarattığı yeni insan tipi, kendi ülkesine yabancılaşırken özendiği ülkelerce de kabul edilmiyor. Televizyonlar, CD ve bant kasetler, rock yıldızları, tişörtler gençler üzerinde, anne-baba ve öğretmenlerden daha etkili oluyor. New Yorklu, Hong-Kong ya da Atinalı gençler, tanışmadıkları yaşıtlarıyla, ailelerinden daha çok şey paylaşır durumdalar. Aynı ürünlere ilgi duyuyorlar, aynı filmlere gidiyorlar, aynı müziği dinliyorlar.

Kola tanıtımları, kendine özgü biçimiyle, dünyanın hemen tüm ülkelerinde aynı anda yerel seslendirmelerle gösterime giriyor. Küresel şirket malları, değişik şehirlerde aynı vitrin düzenlemeleriyle satışa sunuluyor. Biraz para kazanan ailelerin yaşam biçimleri, yerel zevkleri, toplumsal ilişkileri başkalaşıyor. Los Angeles, Seul ya da İstanbul’daki aile arabaları, elektronikli ev aletleri, mutfakları ve içki dolapları birbirine benzemeye başlıyor.

Dünyanın her yerindeki şirket yöneticileri, kolay varsıllaşan politikacılar sözleşmişçesine, Ferragamo takım elbiseler, Christian Dior gömlekler, Gold Cross kalemler ve Rolex saatler kullanarak birbirlerine benziyor. Bu markaları kullananlar kendilerini ayrıcalıklı görerek mutlu oluyor.

Güneydoğu Asya’da, Afrika’da ya da Güney Amerika’da, uluslararası bankaların kredi kartlarını taşıyan görgüsüz orta gelirliler ya da cüzdanının her bölümüne hesabında para olmasa da birer kredi kartı koyan; Türk, Yunan ya da Kenyalı memur, büro elemanı ya da işsiz gençlerin sayıları artıyor. NikeLevi’s ya da Benetton’dan giyinmek, gereksinimden çok kişilik kanıtı haline geliyor. Derine inen bir kültürel yabancılaşma yaşanıyor.

Uluslararası pazarlamacılar ya da tanıtım şirketi uzmanları, “Laboratuar faresinden sonra en çok araştırılan memeli” konumuna getirdiği insanı, aile-kent-ülke etkilerinden koparıp “aptallaştırılmış küresel tüketiciler” durumuna sokmak için her yolu deniyor. Hizmetinde oldukları dünya düzeni, onlara amaçları yönünde çeşitli olanaklar sunuyor. “Para kazan ya da öl” anlayışını, şirket yöneticilerinden daha köklü biçimde savunan hükümet yetkilileri ortaya çıkıyor. Bunlar, yerel ülke sorunlarını, uluslararası finans örgütlerinin küresel reçeteleriyle çözeceklerine inanıyor. Ancak büyüyen yeni sorunlar ortaya çıkıyor.

*

Eskiden dünya savaşlarıyla değiştirilen ülke sınırları, bugün uluslararası anlaşmalarla ‘barış içinde’ yenileniyor. Bölünmek isteyenlere özgürlük, istemeyenlere çok yönlü baskı günün ‘demokratik’ modası. Ulus devletlerin merkezi otoritesi güç yitiriyor. Yerel yönetimlere yetki devri, yeni bir yönetim seçeneği olarak öneriliyor, federatif yapılanmalardan her geçen gün daha çok söz ediliyor.

Ekonomiye yön verenler siyaseti de belirliyor. Savaşlara karar verenler hükümet yetkilileri ancak bu görünüşte böyle. Gerçek belirleyici, şirket çıkarları. Bu çıkarlar, üst düzey teknolojik donanımla; ulusal sınır, ideoloji, ırk, dil, din tanımadan dünyanın her yerinde savunuluyor. ‘Herhangi bir yerde üretip, her yerde satmanın’ önünde engel oluşturabilecek hiçbir girişime izin verilmiyor. Küresel ürünlerin; ülkelere, kent varoşlarına hatta köylere dek girmenin, en ucuz ve güvenilir yolu bulunuyor.

Dünya ticaret hacmi büyümesine karşın yoksul ülkeler daha çok yoksullaşıyor. Oyunun kuralını koyanlar sonucu da belirliyor. Sonucu belli bu oyunun bilisiz oyuncuları durumuna getirilen insanlar; doğup büyüdükleri yerlerden, akraba ve çocuklarından koparak ülkelerarası kitlesel göçlere katılıyor. Küresel sermaye yoksul ülkelere giderken, bu ülke insanları varsıl ülkelere göç ediyor.

*

Uluslararası şirketlerin, küçülmeyle ilgili ekonomik uygulamaları, etkisini kısa sürede politik alana taşıdı. Küçülen şirket birimleri, yapısal bir gereklilik olarak, kendi boyutlarına uygun küçük ülkelerde ve sınır konmamış pazar ilişkileriyle çalışmak istiyordu.

Bu isteğin politik karşılığı, tüm dünyada ayrılıkçı eğilimlerin artması ve ulus devlet korumacılığının ortadan kalkması oldu. Ülkelerin parçalanarak küçülmesinden ayrı olarak, bölgenin ya da ülkenin özelliklerine göre ‘federatif birlikler’‘eyalet yapılanmaları’ ya da ‘yerinden yönetim’ işleyişi günün tartışılan sorunları durumuna getirildi. Üniter devlet gelenekleri yerini, ‘sivil toplum’örgütlerinin, cemaatlerin, tarikat ve aşiretlerin öne çıktığı karmaşık ve düzensiz bir toplumsal yapıya bırakmaya başladı.

Paylaş

Yazar Hakkında

Metin Aydoğan

Metin Aydoğan, 1945’de Afyon’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İzmir’de, yüksek öğrenimini Trabzon’da tamamladı. 1969’da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir’de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan, yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum yapabilirisiniz

20 − 5 =