Türkiye Ekonomisi ve Gerçekleri

0

Türkiye büyüyor, lakin kalkınma hamlesini gerçekleştiremiyor. Katma değer oluşturamıyor. Çünkü üreten bir ekonomiye sahip değil. Esas tehlike burada.

Son 14 yıl içinde zaman zaman dünyanın en hızlı kalkınan ikinci veya üçüncü ülkesi, ekonomide çağ atlayan ülke, dünya krizde iken hızla büyüyen ülke, IMF´den borç alırken, borç veren ülke gibi övünmeler, övgülerden manşetleri ve yorumları çok sıkça okuruz, Türkiye ekonomisi için.

Lakin hal böyle yazıldığı veya söylendiği gibi değil. Nasıl mı? Veriler ile bakalım.

Dünya siyasi tarihinde örneği az olan 14 yıllık tek başına bir iktidar. AKP dünyada paranın en bol ve ucuz olduğu bir dönemde iktidar olmuştur. Ekonomik olarak borçlanmada hiç sıkıntı yaşamamıştır. Likidite sıkıntısı yaşamamıştır. Buda yetmemiş, Türkiye’nin 93 yıllık bütün birikimlerini satmıştır. Eğer gerçekten de bu dönemde 3 defa arka arkaya iktidar olma fırsatı, dürüst, çalışkan, üreten, istihdam oluşturan, dünya ve ülke gerçeklerini bilen bir hükümete verilmiş olsaydı, Türkiye bugün bambaşka yerlerde olurdu. Bu durum AKP’nin talan ve rant üzerine kurulu ekonomik politikaları ve siyaseti yüzünden kaçırılmıştır.

Türk ekonomisi bıçak sırtındadır. Nereden geldiği herkesçe bilinen sıcak paranın sayesinde ayakta durabilmektedir. Bugün birçok ülke ekonomik yapısına ve dinamiklerine göre,  IMF’den yüzde 1’in dahi altında bir faizle borç alıyorken, Türkiye başka yerlerden yüzde 12 ile alınan borçlarla borçlarını kapatmış ve bu durumla milletin sırtına yüzde 12 daha fazla borç yükletmiştir. Sonra da  “IMF borcunu sıfırladık” gibi ekonomi bilen herkesi hayretler içinde bırakan övünmelerle milletin karşısına çıkıp doğruları söylemeyip kandırmış olmaları siyasi ahlak çerçevesinde kabul edilecek bir durum değildir.
Ülke ekonomilerinde diğer bir tehlike ise, kayıt dışı paranın piyasaya sürülmesidir. Piyasaya sürülen bu tür paraların nerden ve ne şekilde gelindiği bu zamana kadar açıklanamamıştır. Türkiye son yıllarda böyle bir tehlike ile de karşı karşıyadır.

AKP’nin 14 yıllık iktidarlığını yine devletin resmi rakamlarıyla bir dökümünü yapalım: Dış Borcumuz; 2002′ de 129.592 milyar dolardı. 2015′ te 405.243 milyar dolar. Ekonomi biliminde esas olan sudur; Borç, Milli Gelirin yüzde 40’ını geçerse, o ülke için kırmızı alarm verilir. Türkiye’de bu oran yüzde 52′ tir. Cari Açık 2013′ te Cumhuriyet Tarihi rekorunu kırarak 80 milyar dolara ulaşmıştır. 2015 Yılı Cari Açığı ise 35 milyar dolar. Kişi başına borç 2002′ de bin 963 dolardı. 2015′ te 4 bin 135 dolar oldu. Ekmeğin kilosu 2002′ de 1 lira 03 kuruş idi, bugün 4 lira oldu. Benzin; 2002′ de 1 lira 60 kuruş idi, şimdi 5 lira oldu. Tüp Gaz, 2002’de 15 lira idi, şimdi 70 lirayı geçti. Büyük devalüasyonun yapıldığı 2002’de dolar 1 lira 03 kuruş idi, 2015′ da dolar 3 lira oldu. Her 100 memurdan 97′ sinin borcu var. Türkiye’de 12 milyon 225 bin kişi, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor. 7 milyon 126 bin kişi yoksulluk sınırında yaşıyor. Türkiye nüfusunun 41 milyonu borç şekilleri değişik olmak üzere borçlu. Bu borçlu nüfusun 25 milyonu kredi kartı borçlu.

Ekonomik olarak Türkiye kırılgan zor bir dönmeden geçiyor. Gelişmekte olan ülkelerin ürettiği katma değerler ve tasarruflara baktığımızda her şey Türk ekonomisinin aleyhine gelişmektedir.

Türkiye´de, devlet adamlarının ve siyasi otoritenin belirttiği gibi 2023 yılında dünyada en iyi ekonomiye sahip ilk on ülke arasında yer alabilmesi için her yıl yüzde 12 büyüme gerçekleştirmesi gerekiyor.
Hükümetin Orta Vadeli Program´ında büyüme hedefini düşürmüş, bu yıl için yüzde 3,3, gelecek yıl için ise yüzde 4 olarak belirlemiştir.
Son yıllarda Türkiye´den çıkan yabancı yatırımcıların korku ve endişesi, ülkenin kırılgan ve güven vermeyen bir ekonomik yapıya dönüşmesidir. Yabancı yatırımcıların 2007 yılından itibaren cazibesi haline gelen Türkiye´ye, doğrudan yabancı yatırım 17 milyar dolar, bu miktarın 2015 yılında ise 9 milyar dolara düştüğünü görmekteyiz.
2007 Yılından bu yana yabancı yatırımcı ülkedeki Kamu İktisadi mallarının özelleştirmesindeki kamu mallarına, hizmet sektörü ve finans sektörüne yatırım yapmıştır. Yabancı sermaye geçen bu 15 yıl içinde istihdam oluşturacak bir yatırım yapmamıştır. Ülkenin 90 yıllık ekonomik değerlerini satın almıştır.
Türkiye ekonomisi, son yıllarda hızla yükselen ve ülke ekonomisini de yalnızca onunla kıyaslayan inşaat sektöründe de önemli bir krize girmiştir.

2015 Yılında Almanya ekonomisi beklentinin üstünde 12 milyar Euro fazla vermiştir. Kalkınmaya yönelik ekonomiler, büyümeyle beraber yeni istihdam alanları da yaratırlar.
Türkiye büyüyor, lakin kalkınma hamlesini gerçekleştiremiyor. Katma değer oluşturamıyor. Çünkü üreten bir ekonomiye sahip değil. Esas tehlike burada.

Paylaş

Yazar Hakkında

Erdal TEKİN

Yorum yapabilirisiniz

nine − five =