Türkiye, Bölgesinde Barışın Öncülüğünü Yapmıştır

0

Mustafa Kemal  ulusal varlığı yok etmeye yönelen Batı’ya karşı, kendini korumayı, Türkiye’nin yaşam savaşımı sayıyor, bu savaşıma olumlu yaklaşanları dost, karşı çıkanları düşman, ilan ediyordu. Türk nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerin kurtarılarak Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek ve dünya barışına katkı sağlayacak bir tutum izlemek, dış siyaset anlayışının temel amacıydı. Bu amacı gerçekleştirmek için, her zaman güçlü olunması gerektiğini söylüyor, bu yönde davranıyordu.

Yeni devletin dış siyaseti, doğası gereği, Batı kapitalizmine ve emperyalist saldırganlığa karşı olma üzerine oturuyordu. Bu siyaset, doğrudan Mustafa Kemal tarafından belirlendi ve onun tarafından uygulandı. Sömürüye dayanan ve dünyada geçerli olan ilişkiler ağını kavramış, döneminin en bilinçli ve en kararlı anti-emperyalist önderi durumuna gelmişti. “Türkiye’nin savunduğu dava bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıdır… Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak, yerine renk, din ve ırk farkı gözetilmeyen yeni bir çağ gelecektir.” diyor, bu yaklaşımıyla, ulusallığı aşan evrensel nitelikli bir eylem durumuna geliyordu.

Batı’yla çatışan Türkiye, her şeyden önce, komşularıyla eşitliğe ve karşılıklı güvene dayanan, barışçı ilişkilere girmeli, dostluk geliştirmeliydi. Türkiye’nin yakın çevresini güvenlik altına alacak bu tutum, yalnızca Türkiye ve yalnızca bölge ülkeleri için değil, dünyanın tüm ezilen ulusları için de önem taşıyan bir yaklaşımdı.

Yunanistan, hırslı istekler ve İngiliz kışkırtmasıyla Türkiye’ye saldıran, üstelik sivil halka ölçüsüz şiddet uygulayan “kötü bir komşu”ydu. Ancak, Anadolu’dan çıkarıldıktan sonra, içine düştüğü durumun nedenlerini anlamış; Yunan halkı, Türkiye’yle iyi geçinmek zorunda olduğunu kavramıştı.
Mustafa Kemal, yaşanmış olaylardan ders çıkarmayı gözardı etmeden, ama geçmişe de takılı kalmadan, iki ülke arasındaki ilişkileri iyileştirmeye yöneldi. Lozan’da başlayan yakınlaşmayı, dış siyaset ilkesi durumuna getirerek, Yunanistan’la o güne dek görülmemiş bir dostluk ilişkisine dönüştürdü. Rusya’dan sonra, bir başka “ezeli düşman” Yunanistan’ı, Türkiye’ye saygı duyan “uyumlu bir komşu” haline getirdi.

Kurtuluş Savaşı’nın başarısı, dünyanın tüm ezilen uluslarında, özellikle de Doğu uluslarında, büyük bir saygınlık yaratmıştı. Türkiye’nin, bu uluslar içinde yer alan Afganistan, İran ve Irak’ta tarihsel bağları ve yakınlıkları vardı. Saygıyla bütünleşen bu yakınlık; barış, dostluk ve karşılıklı güvene dayalı bir ilişkiye temel oluşturdu. Türkiye’nin öncülüğünde, Afganistan, İran ve Irak’ın katıldığı, Sadabat Paktı imzalandı. İran Şahı Rıza Şah, anlaşma üzerine Atatürk‘e gönderdiği telgrafta; “İmzacı devletler sizin emperyalistlere karşı açtığınız mücadele sayesinde var olmuşlardır; bu sonucu, size ve Türk milletine borçluyuz.” demişti.

Kuzeyde Sovyetler Birliği’nden sonra, doğuda 3.5 milyon kilometrekarelik bir alan, barış bölgesi olmuştu. Katılımcı ülkeler kadar, çevre ülkelerin de yararına olan bu girişimin, Türkiye’nin öncülüğüyle gerçekleşmesi Ankara’nın kazanmış olduğu saygınlığın göstergesiydi.

Atatürkçü dış siyasetin, Türk-Sovyet ilişkileri ve Sadabat Paktı‘yla birlikte üçüncü önemli girişimi, Balkan ülkeleriyle de barış ve dostluğa dayalı ilişkiler geliştirilmesiydi. Uzun çatışmalar, kırımlar ve göçlerle oluşan kalıcı düşmanlıklarla dolu bu acılı bölgede, karşılıklı saygı ve dostluğa dayalı, güven duyulan ilişkiler geliştirmek güç bir işti.

Türkiye, birbiriyle sürekli çatışan Balkan devletlerinin, her zaman ortak düşmanı olmuştu. Konu, Türkiye’ye karşıtlık olduğunda bir araya geliyorlar, ancak başka hiçbir konuda anlaşamıyor ve çatışıyorlardı. Bu işleyiş, Balkanlar’da yüz yıldır süren bir gelenek haline gelmişti.
Başlangıçta başarılacağına kimsenin inanmadığı Balkan birliği, güven verici davranışlar, içtenlik ve yeni Türkiye’nin saygınlığı sayesinde gerçekleştirildi. Şaşırtıcı biçimde ve kısa bir sürede, düşmanlıklar dostluğa, güvensizlikler dostluk ve danışmaya dönüştürüldü.
Birliğe öncülük eden Türkiye, önce ülkelerle ayrı ayrı anlaşmalar yaptı. Daha sonra, ikili birlikteliklerin sağlandığı yakınlaşmalara dayanılarak Balkan Paktı gerçekleştirildi.
1929-1933 arasında yapılan konferanslar dizisinden sonra, önce Yunanistan (15 Eylül 1933), daha sonra; Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’yla, ikili dostluk anlaşmaları imzalandı. Art arda gerçekleştirilen bu anlaşmalar, bir yıl sonra yapılacak Balkan Paktı‘na temel oluşturdu.
Balkan Paktı; Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya’nın katılımıyla, 9 Şubat 1934’te, Atina’da imzalandı.

Atatürk‘ün, Türkiye’yi dost ülkelerle çevrili bir ülke, içinde bulunduğu bölgeyi de bir barış bölgesi durumuna getiren dış siyaseti çok yararlı olmuştu. Bu siyasetin sürdürülmesi durumunda, olacaklar konusunda  Tevfik Rüştü Aras 1964 yılında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Türkiye, Atatürk’ün dış politikasını İkinci Dünya Savaşı döneminde de titizlikle izleseydi, Balkan Antantı’na ve Sadabat Antlaşması’na dayanarak müttefikleriyle birlikte, 1945 yılının üçüncü büyük gücü olur; ekonomik ve siyasi açıdan gelişmiş bir toplum haline gelirdi.”

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Metin Aydoğan

Metin Aydoğan, 1945’de Afyon’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İzmir’de, yüksek öğrenimini Trabzon’da tamamladı. 1969’da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir’de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan, yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum yapabilirisiniz

seven + 2 =