Saltanata Karşı Yaşasın 23 Nisan!

0

“Resmî tarih yalan söylüyor!” diyenler vardı hatırlarsanız. Tarih, evrensel bir bilim iken bunun ‘resmi’si ya da ‘gayri-resmi’si nasıl oluyor diye soruyorduk, çok geçmeden anladık…

Fotoşop programlarının deneme sürümleri ile hazırlanan kurmaca belgeleri tarih için kaynak gösteren, tarihsel olayları geçerli belgelere dayandırmayı reddedip “Olayın gerçekleştiği sırada orada olan birinden duymuş bir şahıs bana anlattı” gibisinden dedikodularla tarihçilik yaptığını iddia eden kişiler türedi.

İşte bu kişilerin bile kabullendiği bir gerçek var: TBMM’nin açılışı, saltanatın fiilen sonu olmuştur.  Egemenlik, artık halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla “halk için” kullanılacaktır.      

***

Halkın seçmediği yöneticiler gitmiş ve halkın değil de tek bir soyun egemen olduğu devir sona ermiştir. O soya ya da o soyun etrafında türemiş şah ve şeyhlere ‘kulluk’ etme devri bitmiş, yüreğinde iman olanlar için sadece Allah’a ‘kulluk’ devri başlamıştır. Herkes için ‘yurttaşlık’ devridir bu devir. Kimse kimseye kul değil, herkes birbirine karşı yurttaştır artık.

Egemenliğin halka ait olmadığı devirlerde tüm dünya tarihindeki yönetenler, kutsal birtakım sıfatlar ya da halka ait olamayacak ululuk unvanları alarak halka hükmetmeyi haklı kılmışlardır. Tüm toplumlarda yüzyıllar boyunca süren bu devir, her toplumda ayrı zamanlarda hayata geçen aydınlanma hareketleri ile sona ermiştir. İşte Türkiye’de bu devrin sonudur TBMM ve Cumhuriyet.

Siyasi egemenliği, soya-sopa değil, şeyhe-şıha değil, ismin önüne ya da sonuna gelecek bir sıfata değil, doğrudan Türk ulusuna dayandırmanın miladıdır TBMM ve Cumhuriyet. Egemenlik, soya-sopa ya da ilahi bir güce dayanırken halkın hesap sorması ya da yönetenin hesap vermesi gibi durum doğal olarak söz konusu değildir. Egemenlik halka dayandığı vakit, halk artık hesap sorabilecek ve kendisini yönetenleri yine kendisi için seçebilecektir. Hatta kendisini yönetmek için bizzat aday olabilecektir artık!

Yönetimin babadan oğula geçmesini sona erdiren Saltanatın Kaldırılması devrimi, 1 Kasım 1922 yılında, Cumhuriyet’in ilanından 1 yıl önce gerçekleşmiştir. Bu yüzden 1 Kasım günü, on yıllar boyunca Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kutlanmıştır. Egemenliğin halka dayanmasının diğer bir göstergesi olan TBMM’nin açılış günü olan 23 Nisan, daha sonradan Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.  23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik Bayramı olmasının ardından, 1 Kasım’ın bayram olarak kutlanması terk edilmiş; saltanatın kaldırılışı da 23 Nisan’da kutlanmaya başlanmıştır.

İnsan merak ediyor: Her gün şehit haberi gelirken pek çok siyasetçinin ekranlarda tebessüm saçtığı ya da sahalarda top çevirdiği, onlarca yurttaşımız ve Mehmetçiğimiz ölürken ulusal yas bile ilan edilmeyen günümüz Türkiyesi’nde, terör ve şehitler öne sürülerek işte böyle büyük bir gün olan 23 Nisan kutlamaları niçin sınırlandırılır ya da çeşitli gerekçelere hapsedilir? Milletimiz egemenliğini ve saltanattan kurtuluşunu layığıyla kutlamasın mı?

***

Terör saldırılarından sonra çarşıda pazarda gezmeyi teşvik ederek “teröristleri sevindirmeyin” dendiği halde ulusal egemenliğimizin ve çocuklarımızın bayramı olan 23 Nisan’ı layığıyla kutlamamak, bizi bölmek amacıyla hareket ederek ulusal egemenliğimizi tehdit eden terörü sevindirmek değil midir? Bu terörü ortadan kaldırmak için, ulusumuzun egemenliği için şehit olan Mehmetçiklerimize nasıl hesap verilir?
23 Nisan, ulusumuza ait birkaç temel simgeden biridir. Padişahın egemenliği için son olsa da, halkımızın egemenliği için bir baştır, başlangıçtır! İşte bu yüzden, saltanata karşı yaşasın milletimize ait 23 Nisan diyoruz!
Ve demeye devam edeceğiz…

***

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’mızın, çocuklarımızın bayramı olduğunu unutmayalım. Bütün bir yılı korku, şiddet ve gerilim haberleri ile geçirdiler. Tecavüze bile uğradılar…
Bari bugünü en çocukça şekilde yaşamalarını sağlayalım.

Paylaş

Yazar Hakkında

Üçüncü Şahıs

Yorum yapabilirisiniz

20 − thirteen =