Müstemleke Valisi Mi Yönetiyor Türkiye’yi?

0

Kürt Açılımı görüşmeleri yapılırken, ABD, zevkten dört köşe olmuş, ellerini ovuşturarak Türkiye’nin parçalanmasını, eyaletlere bölünmesini bekliyordu.

Ne zaman ki Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet, Güneydoğuda PKK saldırılarını ve terör fırtınasını önleme, yok etme yoluna girdi, Amerika’nın keyfi kaçtı…

Birden hareketlendi…

Görüşmeler yapmak, terör örgütünü içine düştüğü “Gayya Kuyusu”ndan çıkarmak için kolları sıvadı…

PKK’nın Kurtuluş Harekâtını başlatmak üzere Amerika’nın 2 numarasını Türkiye’ye gönderdi… Derdi davası Türkiye Cumhuriyetini bir terör örgütü ile aynı masaya oturtmaktı… O, aynı zamanda PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin bir terör örgütü olmadığını Türk yetkililerine kabul ettirmeye çalıştı…

Çünkü PKK ve PYD, Kürt koridorunun açılmasında canla, başla çalışan,  mücadele veren ABD taşeronlarıydı.

Hedef, İkinci İsrail’in ve Büyük Kürdistan’ın kurulmasıydı… Bu ise Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, Türkiye’den koparılacak topraklarla yapılacaktı…

Aynı yol bir zamanlar Yugoslavya’da da izlenmiş, ülke paramparça edilmişti…

Bütün bu baskıcı uygulamalar, programlar Amerika’nın yeryüzüne egemen olma ve ülkelerin enerji kaynaklarını talan etme planının bir parçasıdır. Ortadoğu haritası ve Türkiye yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. Bin yıldır bir arada yaşayan insanların arasına etnik, dinsel düşmanlık tohumları ekilerek, uluslar yapay ayrılıklar temelinde bölünmek istenmektedir. Bütün bu sinsi, karanlık planlar “özgürlük, demokrasi” perdesinin arkasına sığınılarak yapılmaktadır.

ABD’nin hedefinde ulus devletler vardır. Çünkü ulus devlet demek bağımsızlık demektir. Ülke çıkarlarını korumak demektir. Ulus devletlerin parçalanıp, devletçiklere dönüşmesi Amerika’nın dış politikasının temelini oluşturmaktadır. Uluslar parçalanmalı, etnik, dinsel, cemaatler temelinde yeniden düzenlenmelidir.

Bu amaçla ilk girişim Irak’ta gerçekleştirilmiştir. Şimdi sıra Türkiye, İran ve Suriye’dedir.

BOP planı hayata geçirilmeye çalışılmaktadır

Amerika ve yerli uşaklarının ülkemizde istedikleri gibi at oynatıp, saltanatlarını sürdürebilmeleri için Türkiye’nin de Irak ve Yugoslavya gibi parçalanması gerekmektedir.

Çünkü bir düşmanı yok etmenin en kestirme yolu mezhepleri, dinleri, etnik grupları birbirine düşürerek, kendi kendilerini yok etmelerini sağlamaktır. Yugoslavya’da, Irak’ta, Afganistan’da ve şimdi Suriye ve Türkiye’de yapılan budur. Türkiye’de de bu oyun sahnelenmektedir.

Bu bir  “Böl, Yönet” oyunudur.

Yoksul ülkelerin bazı işbirlikçi eş başkanları ve muhalefeti de bu oyunda figüran rolündedirler. Görevlerini büyük bir çaba ve bağlılıkla yerine getirmeye çalışmaktadırlar…

Çünkü onlar da bu planın bir parçasıdırlar. Bu mücadele, ABD ile birlikte onların da “var olma” ya da “yok olma” savaşımıdır. Gelecekleri buna bağlıdır.

ABD’nin Ortadoğu’dan elini eteğini çekip, kendi ülkesine dönmesi, yani emperyalizmin yenilgiye uğraması, işbirlikçilerin de yok olması demektir. O zaman ortada ne Talabani kalır, ne Barzani ne de Öcalan… O zaman AKP’nin esamisi (ad) bile okunmaz…

Onun için işbirlikçiler “Kraldan çok kralcı oluyorlar”, onun her istediğine “Evet Efendim, emredersiniz efendim…” diye yanıt veriyorlar… Ayağına kadar gidiyorlar… Büyük Kürdistanı kurmak için direktifler alıyorlar…

Ülkemizdeki bu hain bolluğu içerisinde ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, dilediği gibi at koşturuyor, tıpkı bir müstemleke valisi gibi emirler yağdırıyor, koca koca devlet adamlarını ayağına çağırıyor…

Bizimkiler de koşa koşa, tıpış tıpış gidiyorlar…

Sanki o, ABD Başkan Yardımcısı değil de Türkiye’nin “Müstemleke (sömürge) valisi…

Sanki sanırsınız ki Türkiye’yi Müstemleke Valisi yönetiyor…

Osmanlının son zamanlarında da böyle olmuştu… Birçok “İhanet Erbabı” işbirlikçi, efendilerine en iyi hizmet verebilmek için vatanlarını satmaya dünden hazırdılar…

Bu yüzden, Mustafa Kemal Atatürk, bir yandan dış düşmanlarla savaşırken bir yandan iç düşmanlara karşı mücadele veriyordu…

Tıpkı bugün olduğu gibi…

Onun için bugün silahlı kuvvetlerimizin PKK’ya karşı yürüttüğü harekâtı sadece bir bölücü kalkışmasını bastırma harekâtı olarak görmeyelim. Bu harekât aynı zamanda ABD’ye ve yerli ortaklarına karşı yürütülen bir “Vatan Savunması”ıdır…

İşbirlikçi hainler çetesinin varlığı asla bizi yıldırmamalıdır… Bu ihanet çetesi her dönemde ortaya çıkmış ve her dönemde de mutlaka alt edilmiş, yenilmiş, sonları hüsran olmuştur…

PKK, bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk ulusuna karşı kirli bir savaş yürütüyor. Alçakça kurduğu pusularla askerlerimizi şehit ediyor… Ama bu haberler bazı medya kuruluşları tarafından gizlenmektedir…

Bugünkü medya “Mütareke Basını ve mütareke yazarları”ndan daha çok ihanet bataklığına saplanmış durumdadır. Mütareke Basını onların yanında yunmuş arınmış, sütten çıkmış ak kaşığa benzer… Korku, para, mal mülk hırsı gözlerini bürümüş…

Kurtuluş savaşında yurdumuzu işgal eden İngiltere ve Fransa’nın üstlendiği, “ülkemizi parçalama görev”ini bugün Amerika ile birlikte PKK devralmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü düşmanı PKK, Amerika ve ona destek veren siyasi iradedir.

PKK, Türkiye Cumhuriyetini ve Anayasasını “tebdil ve tağyir girişim”inde bulunuyor… Türkiye’yi parçalamak için elinden gelen çabayı gösteriyor…

Bazı aydınlarımız ise onunla diyaloga geçmek için çalışıyor, çaba gösteriyor… Böyle bir terör örgütü ile diyaloga geçmek, onun görüşlerini düşüncelerini yaymak vatana İhanettir…

Suçtur…

Bu nedenle, makalemizi “Türkiye’nin yüzde 10’luk hain kontenjanı var” diyen değerli üstat, yüce yurtsever Attila İlhan’ın sözleri ile bitirelim:

“İşte yeniden Tanzimat zihniyeti, yeniden mandacılık. Üstelik bu hainlerin içinde kendisine solcu diyenler var. Hadi şeriatçıları, bölücüleri, liberalleri anlıyorum, ama bu namussuzlar kendine solcu deyip Türkiye’yi pazarlayanlar. Al birini vur ötekine. Bak, bazı televizyon kanallarında her hafta hep birlikte boy gösteriyorlar, söylediklerini alt alta yaz, oku, ihanet belgesi çıkar.” (“Attilâ İlhan’la Bin Saat”, Erol Manisalı)

(alieralp37@gmail.com)

Paylaş

Yazar Hakkında

Ali Eralp

Yorum yapabilirisiniz

seven + 16 =