Mülteci Sorunu ve Türkiye

0

Mülteci konusu, bugün uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür. Bu bir insanlık dramıdır.

Dünya büyük bir kriz döneminden geçiyor. Orta Doğu ve Afrika karışmış durumda. Milyonlarca insan savaşlardan ve zulümlerden kaçarak zorunlu yerlerinden edinilmiş durumdadırlar.

İkinci Dünya Savaşı´nda, sivil-asker 60 milyon insan öldü. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana insanlık tarihi büyük bir dram yaşamaktadır. Yerinden zorunlu edinilmiş (mülteci) insanların, iltica başvurusu yapmaya çalışanların ve vatandaşı oldukları ülkeyi terk etmek zorunda kalanların sayısı neredeyse 60 milyona ulaştı. Bu tarihi bir rekor.

Avrupa Birliği, kayıtlı ya da kayıt dışı göçü idare etmekte hep zorlanmıştır. Bu konuda anlamlı çözümleri ne yazık ki hâlâ günümüze kadar üretememiştir. Bugün Almanya, başta olmak üzere birçok birlik üyesi ülkelerde ” mülteci sorunu” hükümet krizine dönüşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Avrupa ülkeleri güçlü ekonomiye sahip olmalarına rağmen Suriyeli mültecileri kabul etmiyorlar. Belli sayıda mülteciyi kabul ettiler, onları da ülkelere dağıttılar. Çünkü bir ülkenin tek başına işin içinden çıkamayacağını, mültecilerin topluma ve asayiş sistemine de zarar vereceğini biliyorlar. Bunlar, çok sayıda mülteciyi topraklarında barındırmayı göze alan Türkiye için bir ders niteliğinde olmalıdır. Mülteci politikalarının çok ince elenip sık dokunarak geliştirilmesi gerekir.

Türkiye´de siyasilerin mülteci sorununu her zaman seçim ve iç siyaset malzemesi olarak kullanması ve bunu uluslararası bir sorun olarak küresel güçlerin gündemine getirmemesi önemli bir eksiktir. Mültecilerin, Türkiye’de kalıcı olmaması ve Birleşmiş Milletlerle bu sorunun çözümü için daha aktif işbirliği yapılması gerekmektedir.

Türkiye, Körfez Savaşı´nda büyük bir mülteci kitlesini kabul ederek, yaşadıklarının sonucundan kötü tecrübe yaşamıştır. Türkiye, plansız ve hazırlıksız bir mülteci politikası ile bir Pakistan olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesinden sonra milyonlarca mülteci Pakistan’a gelmiştir. Pakistan’ın o anda yaptığı hataları Türkiye’nin de tekrar etmemesi gerekir. Türkiye şu anda mültecilere yönelik yaptığı ekonomik harcamalarının  uluslararası güçler tarafından karşılanmasını talep etmektedir. Bu talep uluslararası sözleşmeler gereğince yerindedir. İlk zamanlarda Pakistan´a dışarıdan gelen yardımlarla mülteciler konusunda ülke ekonomik sıkıntı çekmemiştir. Ancak ilerleyen yıllar Pakistan´a yanlış mülteci politikasının toplumun düzeninin bozulduğunu göstermiştir.

Türkiye, 1990 Körfez Savaşı ile aldığı mültecilerle yaşadıkları tecrübe ortadayken, hala bunu iç siyaset malzemesi yapıp reel mülteci politikaları üretmekten uzak durması ülke geleceği açısından tehlikelidir.

Türkiye´nin şu anda yaşadığı sosyal sorunlar, terör gibi hususların temelinde yanlış iç ve dış politikaların olduğunu bilmemiz gerekir. Türkiye, ülke insanın güvenliğini ve geleceğini pazarlık haline dönüştürmesi tehlikeli bir politikadır.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında Aralık 2013 tarihinde imzalanmış olan “Geri Kabul  ve Vize Muafiyeti” anlaşmasının içeriğini tam olarak bilmek gerekir. Bunun için anlaşmanın içeriğine son günlerde bu konudaki  AB – Türkiye ilişkilerinden dolayı tekrar bakmak gerektiği ülkemiz ve halkımız için önemlidir.

Bu anlaşmanın imzalanmasının “Adalet, Özgürlük, Güvenlik” başlıklı 24.Faslın otomatik ve standart bir “gereği” olduğu ileri sürülmekte ve sanki Türkiye´nin başka seçeneği olmadığı izlenimi verilmeye çalışılmaktadır.

Oysa müzakerelerde Türk tarafının, Türkiye´nin coğrafi konumundan kaynaklanan özellikleri ile uluslararası sözleşmeler bağlamındaki çekincelerini yansıtacak hükümlere Anlaşma metninde yer verilmesi hususunda ısrarcı olması ve anlaşma maddelerine koydurtması gerekirdi.

GKA ile vize arasında bağlantı aslında AB tarafının kurduğu ve dayattığı bir bağlantıdır. Bu bağlantının Türkiye-AB Ortaklık Hukukunda yeri yoktur.

GKA´nın bazı hükümleri, Türkiye´nin de taraf olduğu BM temel insan hakları sözleşmelerinden olan Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin İnsan Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme´nin 22. Maddesiyle çelişmektedir. Göçmen işçilere ve  aile fertlerine sınır dışı edilmeden önce bulundukları ülkede bir takım güvenceler sağlayan söz konusu madde, GKA´nın düzensiz göçmenlerin gecikmeksizin sınır dışı edilmelerine yönelik düzenlemeleriyle çatışmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, GKA ve söz konusu BM Sözleşmesi arasındaki uyumsuzluğu giderecek adımları bugüne kadar atmamış ve bu konuya netlik kazandırmamıştır.
Türkiye, bu anlaşma ile bir mülteci yuvası haline getirilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde vizesiz dolaşımın 2016 Eylül ayından itibaren Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına sağlanacağı söylemi dogru değildir. Bu anlaşmanın gerekleri Türkiye tarafından yerine getirildiği taktirde, yurttaşlarının Avrupa ülkelerinde vizesiz dolaşımı Avrupa Birliği’nin kararına bırakılmıştır.

Bu anlaşma Türkiye´nin ve yurttaşlarının yararına olan bir anlaşma olmadığı gibi, uluslararası sözleşmelerden doğan hukukunu ve hakkını da korumamaktadır.

Paylaş

Yazar Hakkında

Erdal TEKİN

Yorum yapabilirisiniz

eleven − 3 =