Gezi Parkı’nın Adının Hikayesi

0

Her devir, tarihe kendi mührünü vurur.

Galata Kulesi’nden kıvrılıp çıktığınız yol olan İstiklal Caddesi, eski adıyla Cadde-i Kebir; şehre mâl olduğu tarihten bu yana tüm devirlerin mührünü taşıyan bir anıt caddedir.

Caddenin iki yakasında da hem levantenlerin, hem Boğazlı Almanların, hem Frenklerin, hem Osmanlı’nın, hem de Cumhuriyet’in izlerini görmek kaçınılmazdır. Eğer günümüzün izlerini görmek istiyorsanız; asfaltla yamanmış, su çukurları ile dolu bozuk cadde zeminine bakabilir; yahut gireceğiniz herhangi bir pasajdan köşe kapmış ‘sonradanlar’ın, pasaj ve cadde tarihine ne kadar yabancı olduklarını gözlemleyebilirsiniz.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok…

1919’da başlayan bağımsızlık mücadelemiz alnı temiz bir zaferle sonuçlanınca, yeni devrin yeni caddesine “İstiklal” adı verildi. İstiklal savaşımız nasıl ki Cumhuriyet ile sonuçlandıysa, İstiklal Caddesi de Taksim Cumhuriyet Anıtı ile sona ermektedir. Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi, günümüzdeki işlev ve önemine Cumhuriyet sonrasında kavuşmuş, Osmanlı döneminde Sultanahmet ve Beyazıt meydanlarına sıkışmış olan şehir merkezi, Cumhuriyet’ten sonra Taksim’e doğru genişlemiştir. Taksim’in bugünkü değerine bakarsak, bu girişimin mantıksız ya da başarısız olduğunu söylemek mümkün müdür?

Mühür yalnızca şehircilik ile de vurulmaz. Osmanlı döneminde “Savaş Bakanlığı” olan o büyük kapısıyla meşhur Beyazıt Yerleşkesi’ni 12 Eylül 1923’te İstanbul Üniversitesi’ne verirseniz de bir mühür vurmuş olursunuz. Ve 2016’da bile tüyleriniz ürpertecek bir mesajınız olur: Yeni çağın yeni savaşı eğitim ile verilecek!

Dikkat ederseniz, Savaş Bakanlığı Yerleşkesi’nin İstanbul Üniversitesi’ne verildiği tarih 12 Eylül 1923’tür. Yani daha Cumhuriyet bile ilan edilmemiştir! Kurtuluş Mücadelesi’ni yalnızca cepheler tarihi olarak anlatan okul tarih kitaplarımızdan sonra bu bilgi, öğrenegeldiğimiz tarih bilgisini sarsacak niteliktedir.

Mühür yalnızca devir işlemleri ile de vurulmaz. Gerici 31 Mart Olayı’nın merkez üslerinden biri olan işlevsiz ve harabe Topçu Kışlası’nı yıkarsınız, yerine şehir sakinlerinin nefes alacağı ilerici bir anlayışla işlevsel bir “gezi” yaparsınız.

“Gezi”yapmak mı? O da ne?

Cumhuriyet’ten sonra resmi bir politikaya dönüşen Türkçecilik ve Dil Devrimi, halkın rahatça anlayabileceği ve geliştirebileceği bir dile kavuşmak arzusunu taşıyordu. Bu halkçı eylemin yansımalarından biri, “park” sözcüğünün geçmişine sıkı sıkıya yapışmıştır.

Cumhuriyet’in planlı ilk “park” projesi olan Taksim Gezi Parkı ile ilgili ansiklopedi kayıtlarına ulaşmak biraz zorlayıcı olabilir, çünkü eski fotoğraf ve kayıtlarda bu park “Gezi Parkı” olarak değil “Taksim Gezisi” olarak geçmektedir. Yani “gezi” sözcüğü, ‘yolculuk’ anlamına sahip olduğu gibi, bugün park sözcüğü ile karşıladığımız ‘gezilen yer’ anlamına da gelmektedir.

Daha sonra inşa edilen geziler için “park” sözcüğü kullanılmış; zamanla Taksim Gezisi de, diğer anlamı unutulan “gezi” sözcüğü nedeniyle “Gezi Parkı” oluvermiştir.

2013 yılında başlayan Gezi Protestosu, kısa bir zamanda ülkedeki bütün yeşil alanları kapsayan bir savunma eylemine dönüştüğünde yüzüme ufak bir gülümseme yerleşmeşti bu yüzden. “Gezi” sözcüğünün park anlamına geldiğini bilmeyen milyonlarca insan, kendi parklarını “Gezi niyetine” savundular. Yani “gezi”, tüm parkları kapsayan genelgeçer anlamına eylemli olarak ilk kez bu kadar çok kavuştu.

O nedenle gelecekten talebimizdir: Şehre düşen bir ağaç gölgesinin derdine düşmüş Türk halkının mücadelesi, tüm parklara “gezi” denerek kalıcı olarak mühürlensin! “Park” tabelaları sökülüp yerlerine “Gezi” sözcüğü takılsın.

Mührünü alışveriş merkezleri, köprülü kavşaklar, rezidanslar ve çok katlı binalar ile vuranlara karşı tüm geziler, Türk ulusunun 21. yüzyıldaki ilk mührüdür. Betona doyan şehirde yeşile aç insanlar olarak, tüm parklar Gezi’mizdir.

Tüm parklar, ‘gezi’dir.

Paylaş

Yazar Hakkında

Üçüncü Şahıs

Yorum yapabilirisiniz

3 × 5 =