Devrim Ürkütücü Bir Sözcüktür

0

“Atatürk ve silah arkadaşları” deyişi dilimize öyle yerleşmiştir ki, kendine yurtseverim diyenlerin ‘Atatürk ve silah arkadaşlarından oluşan’ bir kümeye hem gönülden, hem de zihinden bağlılığı beklenmekte, varsayılmaktadır.

Düşünülmektedir ki Türk Devrimi, Mustafa Kemal kadar İsmet, Ali Fuat, Karabekir Paşaların, Refet Bele’nin, Rauf Orbay’ın ürünüdür. Kurtuluş Savaşı nasıl ki bu kişilerden söz edilmeden anlatılamaz; zihnimize kazınmıştır ki Türkiye Cumhuriyeti bu kişilerin önderliğinde, bu kişilerin düşün dünyasından ve emeğinden çıkmıştır.

Bu, cumhuriyet tarihinin gerçek anlamıyla kavranmasının önünde duran bir ezberdir.

*

Türk Devrimi, 1918’den 1922’ye her alanda gerçekleştirilen bir savaştan doğmuştur. Kurtuluş Savaşı yalnız bir bağımsızlık atılımı değildir, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümün temel itici gücüdür. Mustafa Kemal’in devrim önderliğinde yalnız olmadığı, çok kişinin desteğinden yararlandığı açıktır. Yukarıda sayılan kişilerin emeğini yadsımak bir yurttaş olarak değerbilmezlik, bilimsel açıdan da gerçeği örtmek olur.

Bununla birlikte bir diğer açık gerçek, Türkiye’nin yüz yıldır geçirdiği bütün sarsıntı ve çalkantıya karşın 1938’den sonra girdiği karşıdevrimci rotadan hiç çıkmamış olduğudur.  1920’lerin bağımsızlık gururu, yerini 1940’larda Nazi, İngiliz, Amerikan dostluğuna; İzmir İktisat Kongresi’nden devletçiliğe cumhuriyetin benimsediği özgür üretim toplumu, yerini Marshall Yardımı’na; Avrasya merkezli dış siyaset, yerini NATO için Kore’ye koşma isteğine bırakmıştır.

Doğu’ya örnek özgür Türkiye’nin yerini ikili anlaşma sevgilisi bir Türkiye almış; 1920’de “Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti yaşam ve bağımsızlığını kurtarmayı biricik ve kutsal amaç bildiği halkı emperyalizm ve kapitalizm baskı ve zulmünden kurtararak istenç ve egemenliğin gerçek sahibi kılmakla amacına ulaşacağı inancındadır.” diyen yöneticilerin yerine, 1939’da “Türkiye, bütün nüfuzunu Batı devletlerinin hizmetine vermiştir.” diyen yöneticiler geçmiştir.

Oysa 1950’ye dek Türkiye’yi 1930’lardakiyle aynı kadroların yönettiğine, hatta 1919’da başlayan devrimin 1950’ye dek sürdüğüne inanılır. Yoksa karşıdevrim Demokrat Parti’nin gericiliğiyle başlamamıştır da, devrimle birlikte türlü kümelerin içinde gizliden gizliye yaşayan karşıdevrim, henüz 1938’de soluk alacak olanağa mı kavuşmuştur?

*

Uzaktan bir gizem olarak görünebilecek bu durumun çözümlenmesi için, cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kemalistlere karşıtçı olarak örgütlenen ilk siyasi kuruluşun incelenmesi yeterlidir. Başka siyasi akımlara üye gibi görünen, hatta savaşır gibi görünen kadrolar söz konusu özgürlük ve bağımsızlık olduğunda 1830’lardan beri aynı şarkıyı söylemektedir.

Terakkiperver Cumhuriyet Partisi, 1924 Anayasası’nın sağladığı parti kurma özgürlüğüne dayanarak siyasi yaşama çıkar. Bağımsızlık savaşının simge adlarından Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay partinin yönetiminde yer alır.

Osmanlı’nın son döneminde Tanzimatçılık, bağımsızlık savaşı günlerinde mandacılık adını alan boyuneğicilik, devrim günlerinde liberalizm adını alır.

“Tanzimat devrinden sonra yabancı sermaye, üstün hakları olan bir yere sahipti. Her uygar ülke gibi yeni Türkiye de bunu uygun bulamaz. Burasını esir ülkesi yaptıramaz!” diyen Mustafa Kemal’e karşılık; Terakkiperver Parti programına göre liberalizm ve demokrasi fırkanın temelini oluşturmaktadır, fırka dini inançlara saygılı bir konumdadır, devletin görev ve yetkisini en düşük seviyeye indirilmesi yanlısıdır, yönetimde adem-i merkeziyetçilik geliştirilecektir. Aynı zamanda yabancı sermayenin güveni kazanılacak ve devlet tekellerinin artmasına izin verilmeyecektir.

1918’de Mondros’u işgalci devletlere yönelik büyük bir güvenle imzalayan ve ülkenin ve saltanatın tümüyle kurtulduğunu duyuran Rauf Orbay, Terakkiperver Parti günlerinde “Devrimler bitmiştir. Devrim sözü sermayeyi ürkütüyor,” diyecektir.

*

Karşıdevrimcilik gerek boyuneğicilik, gerek ulusa güvensizlik, gerek bilinçsizlik ve gerekse çıkarlarını Batı’yla bütünleştirmek biçiminde ortaya çıksa da, her koşul ve ortamda görünür olmayabilir. 1940’larda ülkeyi yönetecek olan kadroların karşıdevrimciliği 1920’lerde tam anlamıyla ortaya çıkmamıştır denebilir. Ama Terakkiperver Parti; Rauf Orbay, Kazım Karabekir gibi Türkiye’nin ileri gelen adlarının niteliğini 1924’te ortaya çıkarmıştır.

Kurdukları parti Türkiye’yi gerici bir çıkar ağı biçiminde saran tarikat-aşiret yapılanmasını yüreklendirmiş, Şeyh Sait Ayaklanması’nı dolaylı yoldan desteklemiştir. Ayaklanmaya katıldığı için idam edilen Erganili Kadri, Şeyh Sait’e yazdığı mektupta, “Kazım Karabekir’in partisi din kurallarına saygılıdır. Bize yardım edeceğine şüphem yoktur.” diyecektir.

1924’ün, 1930’un ve 1939’un karşıdevrimci deneyimleri; Mustafa Kemal’in emrinde ilerici ve nitelikli işler yapan yönetici kadroların Mustafa Kemal’in yokluğunda 1919 mandacılığına dönmeleri, görülmesi gereken bir gerçeği ortaya çıkarır: Atatürk’ün gerçek silah arkadaşları, Türk ulusudur. Yöneticilerin, aydınların ve ‘ileri gelenlerin’ bilinçsizliği, tutarsızlığı ve tarihi yakalamakta beceriksizliği; devrimin Türkiye’de kökleşmesinin önüne geçmemiş, bağımsızlık ve halk yanlısı kuşakların oluşmasını engelleyememiştir.

Antiemperyalist, ulusçu, aydınlanmacı devrimin hala ürkütücü bir nitelik taşımasının nedeni budur.

Paylaş

Yazar Hakkında

Can Güçlü

Yorum yapabilirisiniz

six − 4 =