Cumhuriyet Değerlerine Işık Tutarken

0

14 Mayıs’ta Kavaklıderem Derneği ve İnönü Vakfı, Pembe Köşk’te ortaklaşa bir söyleşi düzenledi. Söyleşide İnönü ailesinin genç üyelerinden gazeteci Zeynep Bilgehan, ‘cumhuriyet değerlerine ışık tutmak’ olarak adlandırılan bir yöntemle, 1919 ve sonrasının yarattığı değerlerden, bunların bugün ne ölçüde yaşadığından söz etti.

Karşıdevrimin büyük bir devingenlikle kabarıp köpürdüğü bir dönemde bu tür etkinliklerin, cumhuriyeti bilen, köklerini cumhuriyette bulan bireylerin bir araya gelerek konuşup tartışmasının önemi yadsınamaz. Ama cumhuriyet değerlerine ışık tutarken, lambanın tozlu olup olmadığına da bakmak gerekir.

Bir dinleyici olarak o gün söylenenlerden çıkardığım cumhuriyet değerleri, ‘güleryüzlü ve mutlu, yaşam ölçütleri yüksek, insanları seven, sanatla ilgilenen bireyler yetiştirmek, giyimde ve tavırda çağdaş olmak, İnönü ve Atatürk’e saygı’ olarak özetlenebilir.

Bunlar cumhuriyet değeri değil midir? Kuşkusuz öyledir; yalnız cumhuriyet değeri değil, kendini var edebilen kişilerin ortak özelikleri olmalıdır.

*

Türk Devrimi, basit bir yönetim biçimi değişikliği değildir. Yüzlerce yıllık bir baskı düzenini yıkıp; solgun, bitkin, dağınık bir halkı bağımsızlık amacında ve arayışında birleştirip, bulunduğu toprakları sömürüye açmak isteyen güç ve erki yenilgiye uğratıp, bu savaş içinde yoğrulan topluluklardan yeni bir toplum yaratan, bu toplumu ‘dünya uluslar ailesi içinde’ öncü konuma getirecek ve dünyanın küçük bir parçasının kalan büyük parçayı prangalamasının önüne geçmeye yarayacak atılımları köktenci bir kararlılıkla uygulayan dönüşümdür.

Bu tür bir dönüşüm doğal olarak yalnız Türk toplumunu değil, Asya’yı, Afrika’yı ve Batı’yı birinci elden etkilemiş; yüzyıla yalnızca yoksul ülkelere örnek olarak değil, ezilen ulusların öncülüğünü simgede ve eylemde üstlenerek yön vermiştir.

Anlamak zor olmamalıdır ki, böyle bir devrim, ‘iyi insan olmak, yaşam ölçütü yüksek olmak’ gibi özgür bırakılsa yerden ve zamandan yoksun salınacak ilkelerle gerçekleştirilemez. Yaşamda ve dünyada varım demek için güvenilir bir dayanağa ve savaşmaktan kaçınmaksızın izlenecek, bilinçle saptanmış bir yöne gereksinim vardır. Türk Devrimi dayanağını alçakgönüllü ve özverili bir biçimde belirlemiş, yönünü yüreklilikle ve bilgelikle çizmiştir. Bu yüzden başarılı olmuştur. Bu yüzden yoğun bir çürüme ortamında hala cumhuriyet değerlerinden söz edilebilmektedir.

*

Devrimin yarattığı değerleri kavrayabilmek için, öncelikle devrimci düşüngünün söyleyip yaptıklarını bilmek gerekir.

Cumhuriyet, iki ilke üzerinden kesin bir sonuca varan düşüngüsel bir örgü üzerine oturur: Tarihsel ve kültürel birikimi bakımından toplumun belkemiğini oluşturan ve uygarlık tarihinde gizleri açığa çıkartılmamış derin izleri bulunan Türkler, Anadolu’da etkileştiği ve birlikte var olduğu diğer topluluklarla birlikte tek ulustur; ülke bu ulusun bütünleşik yaşam alanıdır. Bunu ulusçuluk olarak özetlemek olanaklıdır. Yönetim örgütlenmesi, Türk devlet geleneğinde olduğu üzere, toplumdan bağımsız bir üstyapı değildir; devlet ve ulus birbirini besleyen girgin bir düzenek oluşturur. Bu nedenle de yönetimin ulusun istencinin dışına çıkması düşünülemez. Türk Devrimi buna halkçılık der. “Bir işin ahlaki bir değeri olması, ancak ayrı ayrı insanlardan daha üstün bir kaynaktan çıkmasıdır. O kaynak toplumdur, ulustur,” ifadesi, yukarıda söylenenlerin özetidir.

Ulusçu ve halkçı temelde yükselen Türk toplumu; bir parçası olduğu Ortadoğu’yu, Asya’yı ve Afrika’yı sömüren, kendi yurdunu işgale gelen ve savaşarak var olduğu emperyalizmle duru bir çelişki ve çatışma içindedir. Bu da doğal bir bağımsızlık dürtüsü anlamına gelir: “Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.”

1919’dan 1938’e dek yapılanların tümünün özünde bu örgü vardır. Cumhuriyet değerlerinin kökeni budur.

*

Osmanlı’nın Batı ve azınlıklar çıkarına işleyen kozmopolit yapısı yıkılarak yerine yurttaşlığa ve eşitliğe dayalı bir dizge oluşturulurken…

Egemenlik dinsel temelden koparılıp Anadolu’nun her yerinde bir gölge devlet gibi bireyleri denetleyen tarikat örgütlenmeleri dağıtılırken, buna çanak tutan halifelik safdışı bırakılırken…

Borç ve tüketime dayalı ekonominin yerini ulusal uran, ulusal tarım, ulusal tecim alırken…

Doğal kaynaklar Batı’nın pazar malı olmaktan çıkarılıp Orta Asya geleneğine uygun olarak doğaya saygılı bir enerji kullanımının temelleri atılırken…

Yoksulluk ve salgın hastalıklardan ötürü beli bükülmüş halka tüm koşullar zorlanarak her yıl daha fazla tedavi olanağı sağlanırken…

Hastane sayısı ve tıp alanında eğitim yıldan yıla katlanarak artırılırken…

Engelli yurttaşların toplumsal yaşamda bağımsız olabilmesi için atılımlarda bulunulurken…

Okuryazarlık seçkin bir topluluğun özelliği olmaktan çıkıp ulusun temel bir gerçeği biçimini alırken…

Halkevleri ve halkodalarıyla, köy öğretmenleriyle ulusun tüm bireyleri kültüre ve bilime katılırken…

Yurdun her yerinde bayındırlık ve uranlaşma etkinliği aralıksız bir görev sayılırken…

Uygarlık tarihi Batı biliminin tekelinden alınıp, Türkçe derin birikimini karşılar düzeye yükseltilirken…

Ezilen uluslarla kardeşçe, Türkiye’nin bağımsızlığına gölge düşürmeyecek tüm ülkelerle dostça ilişkiler kurulurken…

Emperyalizme karşı Avrasya’da yeni bir uluslararası arayışa girilirken, bu ilkelere dayanılmıştır.

*

Bunlar, cumhuriyetin gerçek değerleridir. ‘Cumhuriyetin bireyi olmak’, bugün de bu çizgideki çabaları arpa boyu bile olsa destekleyecek bilinci tarih önünde göstermeyi gerektirir.

Paylaş

Yazar Hakkında

Can Güçlü

Yorum yapabilirisiniz

five × 2 =