Başkanlık Rejimi, Diktatörlük ve Büyük Taarruz

0

Devleti, siyaseti, iktidarı, sermayeyi, medyayı, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tek elde toplamak için yürütülen çalışmalara “ileri demokrasi” deniyor, malum. Başkanlık rejimi ve yeni anayasa da bu amaç için gündemde. Malum zevatın, “reklam arası”, “parantez”, “travma yarattı”, “tarihimizden kopardı” dediği Cumhuriyet’in kurulma sürecinde, Kurtuluş Savaşı’nın olağanüstü koşullarında bile, tek bir kişiye böyle çok yetki verilmemişti. Kurtuluş Savaşı yapan, cumhuriyet kuran o Gazi Meclis, yetkileri konusunda öyle kıskançtı ki, Kurtuluş Savaşı koşullarında belirli yetkiler Mustafa Kemal Paşa’ya sınırlı ve süreli olarak verilmişti. Hemen bir örnek verelim…

Bilindiği üzere, Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis Başkanı ve Başkomutan sıfatıyla yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi, tarihimizin en önemli askeri zaferlerindendir. 1699’da Karlofça Antlaşması’yla gerileme dönemine giren, 1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması sonrasında çözülmeye başlayan Osmanlı tarih sahnesinden çekilirken, Türkler Milli Mücadele ile taarruza geçmiştir. Birinci İnönü Savaşı’nda dörtte birinin ayağında çarığı olmayan, elinde süngüyle değil, kazma kürekle savaşan mehmetçik, İkinci İnönü Savaşı’ndan sonra özellikle Sakarya Savaşı’nda ve Büyük Taarruz’da destan yazmıştır. Savaşı, ordu ve millet birlikte kazanmıştır. Milletin büyük fedakârlığıyla, Tekâlif-i Milliye’de görüldüğü üzere malı ve canıyla seferber olarak donattığı ordu, emperyalizme, işbirlikçilerine ve Anadolu’ya sürdüklerine tarihi bir ders vermiştir. Atatürk’ün stratejik dehası ve önderliği, milletin hafızası ve tarihsel birikimiyle birleşip, düşmana kesin darbeyi vurmuştur.

ATATÜRK’E HANGİ YETKİLER VERİLMİŞTİ?

26 Ağustos’ta başlayan, 30 Ağustos’ta Büyük Zafer’le taçlanan, 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile noktalanan zafer, büyük ozanımız Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’nda anlattığı gibi, olağanüstü bir kahramanlığın, yiğitliğin, özverinin, yurtseverliğin ürünüdür. İşte o Başkomutanlık Meydan Muharebesi öncesi, Büyük Millet Meclisi’nin, tüm yasama ve yürütme yetkisinin Mustafa Kemal Paşa’ya verildiği yazar pek çok kaynakta. Oysa tüm yasama ve yürütme yetkisi değildir Mustafa Kemal’e verilen. Bizzat kendi ifadesiyle, “Yalnız ordunun maddi ve manevi kuvvetini tezyit ve ikmâlde ve ordunun sevkü idaresini tarsinde lüzum görülecek hususatı Baş-kumandanlığın derekâp yapmasıdır”. Mustafa Kemal, koşulların hızlı hareket etmeyi dayattığını belirtir ve meclisi uyarır: “Mesele düşünmeye değer, çok düşününüz”. Meclisin üç ay için verdiği yetkinin kapsamı, meclis tutanaklarında da Nutuk’ta yazılıdır. Bir daha belirtelim; verilen meclisin tüm yetkileri değildir, ordunun güçlendirilmesine ilişkin yapılması gerekenler konusundaki yetkileridir. 5 Ağustos 1921 tarihinde verilen yetki, sonra üç kez uzatılır: 31 Ekim 1921’de, 4 Şubat 1922’de ve 6 Mayıs 1922’de. Dördüncü kez uzatılması gündeme geldiğinde, 20 Temmuz 1922’de mecliste söz alan Mustafa Kemal, üçer ay için verilen yetkiyi sürdürmeye gerek kalmadığını belirtmiştir.

Vurgulayalım. Dünya tarihinde, emperyalizme karşı Türk Kurtuluş Savaşı’ndan önce kazanılmış zafer yoktur. Mazlum milletler arasında, Türk Kurtuluş Savaşı öncesinde, kimi başkaldırılar olsa da, hiçbiri zafere ulaşmamıştır. Hepsi bastırılmıştır. O yüzden Kurtuluş Savaşı sadece Türk tarihi açısından değil, insanlık tarihi açısından da önemlidir. Ve bu savaş, meclis tarafından yürütülen ve yönetilen bir savaştır. Atatürk, Milli Mücadele’yi tek başına yürütmemiş, Amasya Tamimi’nden başlayarak, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde, sonra da Meclis’in açılışında görüldüğü üzere, örgütlü öncülerle, meclisle, milletle birlikte yapmıştır.

TÜRK DEVRİMİ MAZLUM MİLLETLERE ÖRNEKTİR

Türk Devrimi; emperyalizme ve uzantılarına karşı Kurtuluş Savaşı’yla başlamış, Cumhuriyet’le taçlanmıştır. Hilafete karşı laik, demokratik, aydınlanma devrimidir. Saltanata karşı cumhuriyet kavgasıdır. Ümmet toplumuna karşı milletleşme atılımıdır. Yarı sömürge, açık pazar olmuş bir ekonomik düzene karşı milli, halkçı, kamucu, üretici ve bütüncül kalkınma hamlesidir. Milli Mücadele’nin başlangıcında Amerikan mandasını savunan, dahası 1924 Anayasası hazırlanırken Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlük kurmasından endişelenen Halide Edip Adıvar, yanılmıştır. İngiliz istihbarat raporlarında da, Sultan Vahdettin’e sunulan gizli sicilinde de aynı şey yazar: “Mustafa Kemal cumhuriyetçidir”.

 

Atatürk, çok yaşamsal konularda mecliste ağırlığını koyarken, kurtuluştan sonra kuruluşta da tüm devrim adımlarını yasa çıkararak atmıştır. O dönemin CHP’si de, tek parti olmakla birlikte, çok türdeş bir parti değildir. Çok katı bir doktrini yoktur. Geniş bir çatı, adeta fikirler koalisyonudur. Almanya, İtalya veya SSCB’deki parti modellerinden farklıdır. Atatürk’ün sağlığında iki kez çok partili hayat denemesinde de, sonrasında Demokrat Parti’nin kuruluşunda da, muhalif partilere öncülük eden pek çok isim, CHP’den gelen, CHP’den kopan, CHP’de bulunmuş kişilerdir. Belirtmek gerekir; Osmanlı’dan devralınan yapı, yarı sömürge olmuş, Sanayi Devrimi’ni yaşamamış, feodalizmi aşamamış bir toplum yapısı olduğundan, siyasal hareketlere öncülük edecek bir burjuvazi yoktur. O olmayınca emekçi sınıfının da nicelik ve nitelik olarak son derece cılız olması kaçınılmazdır.

MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM İÇİN NELER GEREKİR

Türkiye’de Milli Demokratik Devrim (MDD), emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı savaş veren tüm sınıf ve katmanların, asker–sivil bürokrasinin, aydınların, köylülerin, eşrafın oluşturduğu “tarihsel blok” tarafından hayata geçirilmiştir. Ulusal burjuvazinin olmaması, ulus devletin güçlenmesini, ulusal ekonomin kuvvetlenmesini, ulusal demokratik kültürün gelişmesini geciktirmiştir. Milli Demokratik Devrim için iki şey zorunludur: Sanayi devrimi ve toprak reformu. Atatürk ikisi için de çok çalışmıştır. Hızlı sanayileşme adımları ve planlı ekonomi sayesinde Türkiye, 1929 Buhranı sonrasında, ortalama yüzde 9’u aşan büyüme hızı yakalamıştır İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan 10 yıllık dönemde. Savaş bu atılımı durdurmuştur. Toprak reformu için Atatürk’ün sağlığında kimi adımlar atılmasına karşın, ölümünden sonra bu konu tamamen unutulmuştur.

Cumhuriyet; 1929–1939 arasında dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, yüzde 96 artış gerçekleştirmiştir. Kadına seçme ve seçilme hakkını, pek çok Batı ülkesinden önce vermiştir. Toplumsal mücadele sonrasında değil, devrimle yapmıştır bunu. Halkevleri, Halk Odaları, Millet Mektepleri, Köy Enstitüleri, yerli malı ve tutum haftaları, Medeni Kanun, Harf Devrimi, bağımsız ve bölge merkezli dış politika, sağlıktaki atılımlar, üniversite reformu hep erken Cumhuriyet döneminin ürünleridir.

Unutmayalım, İngiliz Devrimi; 1640 ile 1648 arasındaki savaşlar, çatışmalar, gerilimlerden sonra 1688’de meşruti monarşi vurgusunun bir kez daha altı çizilerek bir ileri aşamaya ulaşmıştır. Ama İngiliz vatandaşının her alanda hukuksal eşitlik için, 229 yıl daha mücadele etmesi gerekmiştir. Amerikan Devrimi; İngiliz Devrimi’nden çok etkilenmiştir, daha gençtir. Ama ABD’nin, esmer vatandaşlarının hukuk önündeki eşitliği kolay olmamıştır. Dahası ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda, Japon kökenli 100 bin ABD vatandaşını, “ihanet edebilecekleri endişesiyle” ülkenin göreli olarak daha korunaklı olan bölgelerinde toplama kamplarında tutmuştur. Fransız Devrimi; tarihin en önemli olaylarından biridir ama emekçiler oy haklarına, 1789 İhtilal-i Kebir’inden 59 yıl sonra kavuşmuştur, 1848 Devrimi sonucunda. 1917 Ekim Devrimi; henüz Harbi Umumi bitmeden gerçekleşmiş, SSCB savaş ve devrim koşullarında kurulmuştur.

Kıssadan Hisse: Büyük ustamız Turgut Özakman’ın deyimiyle, “yalan bağımlısı olmuş ve Mustafa Kemal sendromuna yakalanmış yazarlar”, gerçeği görmese de, Cumhuriyet’i, doğrudan karalamaya yönelik magazin üslubuyla saldırsa da, gerçek değişmez. Hocamız Osman Selim Kocahanoğlu’nun tabiriyle, “zerzevat tarihçilerinin iftiraları, tarihsel gerçeklerin üstünü örtemez”.

Paylaş

Yazar Hakkında

Barış Doster

Yorum yapabilirisiniz

five − 3 =