“Ankara Ulusçuların Eline Geçti”

0

Sivas Kongresi döneminde, İstanbul’un buyruğundaki Ankara Valisi Muhittin, Çorum’dan asker toplayarak Ali Fuat’ın ulusal güçlerine saldırma tasarıları yaparken, Ankara halkı kendi gündemini yaşama geçiriyordu.

Eylülün ilk günlerinde Ankara halkı, defterdar Yahya Galip ve Müftü Rifat’ın öncülüğünde, memurları zorla İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne üye yaptıran Vali Muhittin’i padişaha şikayet etmek için telgrafhaneyi bastı. Padişahla görüşmek isteyen halk, Sadrazam Damat Ferit’in “Halk doğrudan Zat-ı Şahane ile görüşemez, diyeceğinizi bana söyleyin, ben arz ederim,” yanıtını alınca, Ankaralılar, “Senin gibi sadrazamı tanımıyoruz!” yanıtını verdiler. Bu, İstanbul’dan kopuşun ilk göstergesiydi.

Sivas Kongresi, saldırı hazırlığındaki Muhittin’in tutuklanarak kendilerine getirilmesini emretti. Kuvayı Milliye, Muhittin’i tutuklamak için ince bir eylem tasarladı: Keskin Müfrezesi komutanı Hamitli Rıza ve Polatlı’dan Kara Sait; adamlarıyla birlikte Muhittin’in emrine girerek Çorum’dan Sungurlu’ya, oradan Keskin’e, valiyle birlikte hareket etti. Sungurlu’yla Keskin arasında Muhittin’i ulusal güçler adına tutuklayarak doğrudan Sivas’a götürdüler. Böylece Ali Fuat’ın eliyle kırılan İngiliz baskısı ile Sivas Kongresi emriyle dağıtılan Ali Galip ve Noel komplosunun ardından, Sivas-Ankara üzerinde silahlı baskı oluşturan bir tehlike daha safdışı edildi. Vali Muhittin, emrine girip kendisiyle seyahat eden askerlerin Kuvayı Milliye’den olduğunu sezmedi bile.

Ankara halkı, Muhittin’le boşalan vali makamına ulusçu öncülerden Yahya Galip’i atadı. Böylece Ankara, İstanbul’a ayaklanma bayrağı açmış ve kendi yöneticisini Müdafaa-i Hukuk yanlılarından atayarak kendiliğinden Heyet-i Temsiliye’ye bağlanmış oldu.

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri de Robeck, Curzon’a gönderdiği raporda, “12 Eylül’de Ankara ulusçuların eline geçti, Afyon Karahisar da az çok onların denetiminde bulunuyor. (…) Yunan bölgesi dışında, ulusçular Anadolu’nun büyük bölümünü İstanbul’dan bağımsız olarak ellerinin altında tutuyor.” diyecekti.

*

İlerleyen aylar, Heyet-i Temsiliye’nin Anadolu’da kurduğu denetimi İstanbul’a baskı yapmak için kullandığı bir evre oldu. İstanbul hükümeti, ulusçulara zorunlu olarak ılımlı yaklaştığında, işgale karşı koyacak bir meclisin kurulması gündeme geldi. Mustafa Kemal’in ısrarla öne sürdüğü, meclisin Anadolu’da, işgalden uzak ve güvenli bir merkezde kurulmasının gerekli olduğuydu. Bunun için ulusçuların elinde birkaç aday vardı: Sivas, güvenli olmasına karşın merkez niteliğinde değildi ve ulusal hareketin tüm Anadolu’ya ulaşması gereksinimini karşılamıyordu. Eskişehir ve Ankara, diğer adaylardı.

Ankara halkının İngilizlerin gözü önünde Müdafaa-i Hukuk’a bağlanması, Ankara’nın güvenli bir merkez olarak saptanmasında etkili oldu. Mustafa Kemal’in isteğinin aksine İstanbul’da açılacak Meclis-i Mebusan’ın hazırlıkları sürerken, Mustafa Kemal ve ekibi Anadolu içine yola çıktı.

*

Kasım ve aralıkta yapılan yazışmalarda, Heyet-i Temsiliye’nin yeni merkezinin neresi olacağı büyük bir bilinmezlik gibidir. Toplantılarda Eskişehir ve Seyitgazi adları anılmış, hatta Seyitgazi’nin yeni merkez olarak kullanılmasına karar kılınmıştı. Kasım sonunda yayınlanan genelgelerde kurul üyelerinin ‘Eskişehir yakınına’ gitmesi isteniyor ve Heyet-i Temsiliye’nin de buraya gideceği söyleniyordu. Özellikle Seyitgazi kararlarının güvenlik nedeniyle yapılan şaşırtmacalar olduğu anlaşılıyor, çünkü o evrede Seyitgazi küçük, korunmasız ve işgal bölgesine yakın bir yerleşimdi.

Mustafa Kemal ve çekirdek ekibi aralık ortasında başlayarak ‘Eskişehir yakınlarına’ yaptıkları yolculukta Kayseri, Mucur, Hacıbektaş, Kırşehir, Kaman ve Beynam’dan geçti. 27 Aralık 1919’da Ankara’ya vardılar. Varıştan sonra Müdafaa-i Hukuk geneline gönderilen genelgede Ankara halkının coşkusundan söz ediliyor ve “Ulusumuzun gösterdiği birlik ve uğraş sonucunda ülkemizin geleceğini sağlamak yönündeki düşünceler sarsılmaz bir biçimde sağlamlaşmıştır. Şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dadır.” deniyordu.

*

Ankara’yı bir merkez olarak öne çıkaran süreç, Mustafa Kemal’in İstanbul’daki girişimlerinden başlayarak Sivas Kongresi dönemindeki bunalımlara ve sonrasına dek, ulusal direnişin anahtar aşamalarından birini oluşturuyor.

Mustafa Kemal’in Ankara’ya geldikten sonraki gündeminde üç madde öne çıkıyor: Birincisi, İstanbul’a gidecek vekillerin Ankara’da ağırlanarak izlemeleri gereken yolla ilgili bilgilendirilmeleri; ikincisi, Misak-ı Milli metni üzerinde çalışılması; üçüncüsü ise ileride Ulus adını alacak Hakimiyet-i Milliye’nin yayınına başlanmasıydı.

Anadolu’nun ulusçu istenç altında toplanması olarak özetlenebilecek bir dönem kapanıyor; emperyalizme karşı düşünsel, siyasi ve toplumsal savaşımın daha ateşli bir dönemine geçiliyordu. 28 Aralık’ta Ankaralılarla yaptığı sohbette Mustafa Kemal’in söylediği şu sözler ulusal istencin ve halk egemenliğinin yalnız bağımsızlığa değil, Anadolu’da bütüncül bir devrime yöneldiğini gösteriyordu ve yalnız bir sonraki aşamanın değil, uzak geleceğin de hedefini saptıyordu:

“Ulusal örgütümüzün bugün izlediği amaç, yurdun parçalanmaktan ve ulusun esaretten kurtarılmasına yöneliktir. İnşallah yakın zamanda ulusal örgüt bu amacın elde edilmesiyle üstlendiği yurt görevini yerine getirecektir. Fakat görevini tamamlamış sayılacak mıdır? Bence bundan sonra da çok önemli ulusal yurt görevlerimiz vardır. Bunlar arasında iç durumumuzu düzeltmek ve çağdaş uluslar arasında etkin bir uzuv olabileceğimizi eylemli olarak kanıtlamak vardır. Bunu başarmak için siyasi uğraştan çok toplumsal uğraş gerekir.”

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Can Güçlü

Yorum yapabilirisiniz

1 × 5 =