21. Yüzyılı Türkiye Belirleyecek

0

ABD Başkanı Bill Clinton, Ekim 1999’daki Amerika ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit’e şunları söyledi: “20. yüzyılın ilk elli yılı Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasının paylaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21.yüzyılın ilk elli yılı da Türkiye’nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir… Türkiye modelinin, hem İslâm dünyası, hem Türkiye’nin bulunduğu bölge, hem de Avrupa için çok büyük etkileri olacaktır.”

 

Clinton benzer görüşleri bir ay sonra yineledi. Berlin Duvarı’nın yıkılışının 10. yıldönümünde Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: “Önümüzdeki yüzyılın, büyük ölçüde, Türkiye’nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum.”

 

Bu sözler; Batılı ülkelerin, Ortadoğu ve Türkiye’ye yönelik yüz yıldır değişmeyen politik tercihlerinin en özlü ifadesidir. 21. yüzyıl başında, “Türkiye’nin alacağı doğrultu” Batı için gerçekten “önemlidir”. Bu “önemin” temelinde, yalnızca Ortadoğu’ya değil, küreselleştirilmeye çalışılan tüm dünyaya yönelik kaygılar vardır ve bu kaygılar gelişmiş ülkelerde yerleşik devlet politikası haline getirilmiştir.

 

Bunun açık kanıtı, Mart 2001’de yayınlanan “Global Trends 2015” adlı rapordur. ABD Dışişleri Bakanlığı, Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA) ve ABD Ulusal İstihbarat Konseyi (NIC) tarafından ortak olarak hazırlanan bu raporda, Türkiye için şu saptama yapılıyor: “Türkiye’deki her gelişme, global oluşumları direkt olarak etkileyecektir… Türkiye’nin 2015’e kadar iç istikrarı ile jeopolitik konumundaki gelişmeler; Bölge, Batı dünyası ve Amerikan menfaatleri üzerinde büyük etki yapacaktır.”

 

***

 

Büyük devlet çıkarlarının kesişme noktasında bulunan ve alacağı doğrultuyla bu çıkarları doğrudan etkileyecek olan Türkiye, bugün dünyada iç işlerine en çok karışılan ülke durumundadır. Türkiye’nin getirildiği yol ayrımında, seçmesi gereken yolu, Clinton üstü örtülü olarak gösteriyor, ama Avrupa Parlamentosu Üyesi ve Türkiye–AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Cohn–Bendit, bunu açık olarak ve isim takarak yapıyor.

 

Cohn Bendit Batı’yla bütünleşmeye Barselona Yolu, Kemalizm’in yaşatılmasına ise Bağdat Yolu diyor ve şunları söylüyor: “Her iki yol da mümkündür, her iki yolun da kendi şans ve imkanları vardır. Barselona yolu Türkiye için geleneksel Kemalist köktenciliğin parçalanması anlamına gelmektedir. Bu durumda Türkiye, Türk devleti içinde Kürtlerin özyönetimini güçlendirmeyi de içeren bölgesel adem-i merkeziyetçiliği kabul etmek zorundadır. Bağdat Yolu ise, Kemalist merkeziyetçilik ve otoriteciliğin güçlendirilmesi, böylece de Avrupa’dan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir.”

 

Fransa’da yayınlanan Le Figaro Gazetesi, 16 Nisan 2001 tarihinde “Tükenmiş Bir Rejim” başlığıyla yayınladığı yorumda, Türkiye’nin Batı için önemini vurgularken, Atatürkçü yönelmelerden duyduğu rahatsızlığı, kaba ve ilkel bir üslupla dile getirmektedir. Fransız gazetesi şunları yazıyor: “NATO’nun elli yıldır temel direklerinden olan Türkiye, aynı zamanda Batı’nın Orta Asya ülkeleri ve Kafkasya’ya açılan kapısıdır… Otuzlu yılların ideolojisine takılı kalan, fosilleşmiş bir rejime sahip olan Türkiye’de; bürokrasi işlersiz ve yolsuzluklar süreklidir, bankacılık sektörü çökmüştür, askerler devletin gerçek hakimi durumundadırlar, azınlık ve insan hakları ihlal edilmektedir, hükümetin, AB’ye verdiği ‘ulusal program’ yeterli değildir; binlerce sayfalık programda, Kürt sözcüğü, bir kez bile yer almıyor. Bütün bunlara karşın; Türkiye, ne IMF’ye terk edilecek, ne de sahipsiz bırakılacak bir ülkedir. Türkiye, Avrupa için çok önemli bir ülkedir.”

 

İleri sürülen görüşler, sıradan gazete haber ya da yorumları değil, Batılı devletlerin günümüzdeki Ortadoğu ve Türkiye politikalarının temel eksenidir. Avrupa ve ABD, oluşumunu sağladığı Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu sorunlarını, küresel bir boyutta tutmanın kararlılığı içindedir.

 

Ortadoğu’daki Batı çıkarları, artık bölgede bilinen petrol yataklarının elde tutulması sınırını aşmıştır. Türkiye; Orta Asya, Rusya ve Ortadoğu enerji kaynaklarının kavşak noktasıdır; 21. yüzyılın temel sorunu olacak olan, zengin su kaynaklarına sahiptir; GAP, herkesin “iştahını kabartmaktadır.”

 

        Uygulamalar, dünyaya egemen kılınmak istenen yeni düzen ideolojisinin, politik sonuçlarıdır. Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye’ye yaptığı Kıbrıs, Ege ve Güneydoğu önerileri, Batı parlamentolarında alınan “Ermeni soykırımı” kararları, Barzani ve Talabani ile “bölgesel bir yönetim birimi olarak Kürt Federe Devletinin” kurulmasına yönelik gelişmeler, Türk ordusunun üst düzey komutanlarının tutuklanması, 10 yıldır çıkarılan yasalar, şirket satışları, özelleştirmeler, Suriye politikası vb. bu çerçevede değerlendirilmelidir.

 

 Yarattığı Kemalist eylemle 20. yüzyıl dünya politikalarına biçim veren Türkiye, aynı potansiyeli, 21. yüzyıla girerken de taşımaktadır. Bugün, Kemalizm ve Yeni–Osmanlıcılık’la bir yol ayrımına getirilmiş olan Türkiye; Kemalist yolu seçebilir ve tüm azgelişmiş ülkelere küreselleşmeye karşı örnek olabilecek güncel bir model oluşturabilir.

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Metin Aydoğan

Metin Aydoğan, 1945’de Afyon’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İzmir’de, yüksek öğrenimini Trabzon’da tamamladı. 1969’da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir’de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan, yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum yapabilirisiniz

18 + 16 =